< Sondaj - Tek kişilik gizli empatik örgüt! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri! - Blogcu





"İsterler ki kağıtlarına sığsın düşüncelerim, saksılarına duygularım!" "Oy kullanma hakkının bir şeyleri değiştirmesi mümkün olsaydı çoktan yasaklanmış olurdu!"

18/6/2009

Sondaj



Duraktayım, otobüs bekliyorum. Toplu taşıma araçlarını ve daha çok otobüsleri, göçmenler kullandığından yetkililer pek ilgilenmiyorlar. Hatta bazı güzergahlar var ki, otobüse bir Amerikalı bindiğinde pek çoklarının merak ve inceleme konusu olabiliyorlar.Öylesine soluklanmak için duraktaki tabureye oturduğunuzda nispet eder gibi daha sık geçiyorlar sanki. Fakat bu sefer gerçekten otobüs bekliyorum ve o da gelmek bilmiyor.

Beklerken yanıma orta yaşlarda bir Afro-Amerikalı bayan oturuyor. İnsanları etnik kimliklerini ön plana çıkararak algılamayı ve anlatmayı sevmiyorum ama bulunduğum şehir hayli renkli olduğundan, hepsine dair belli başlı bazı özellik ve tutumları vurgulamak için belirtmeden edemiyorum. Yoksa, kendi irademizle yaptığımız tercihler dışında hiç bir şeyin bizim değerimize olumlu yahut, olumsuz bir katkısının olmayacağı bir gerçek. Bu yüzden hala ısrarla okullarda, kurslarda kayıt yenilerken, formdaki etnik kimliğimizi seçmemizi isteyen soruya genel itibariyle zenci diye cevap vermekteyim. Zira bu sorunun kastı bir istatistik oluşturmak olsa, pekala bunu öğrencilerin ülkelerinden de yapabilirler. Hayli sorunlu bir yaklaşım ve talep bu.

Buarada yanıma oturan bayan, elimde okuduğum kitabın ne olduğunu soruyor. Kur'an, diyorum. 114 bölümden oluşuyor değil mi, diyor. Evet, diye karşılık veriyorum. Ama aslolan kaç parçadan oluştuğundan ziyade bize ne söylediğidir. Hiç okuma imkanı bulup, bulmadığını soruyorum. Okumadığını söylüyor. İnsanlar, bir kısım müslümanlar da dahil olmak üzere, böyle bazı ayrıntıları bilerek bu konuda bilgi sahibi olduklarına, özellikle de kendilerine inandırıp, bu alandaki açlıklarını susturuyorlar diye düşünüyorum. Bu esnada kendisi kitabı incelemek için müsade istiyor. Elbette deyip uzatıyorum. Her sayfasında onlarca satırın altının çizildiğini, yanlarına muhtelif işaretler koyduğumu, satır kenarlarına notlar yazdığımı görüp, ilginç diye nitelendiriyor.

Bu kardeşe de pek çokları gibi latin harflerinde bir Kur'anla karşılaşmak garip geliyor. Benimse içim burkuluyor, zihinleride inşa edilen İslam'ın sadece Araplara has bir din olduğu algısında dolayı. Elbette bunun aksine farklı bilgilere sahip olanlar bulunsa da, bir kesimin bilgisi sadece bundan ibaret. Pek çok Meksikalı kardeşimin bunca olumsuz propagandaya rağmen Muhammed peygamberin -selam üzerine olsun- varlığından bile haberdar olmadığına birebir sohbetlerimde şahitlik ettim. Gerçi bu durum avantaj haline de getirilebilir... Bir filazof mu diye soranlar oluyor mesela. Ya da Viyetnamlı bir Budist, sınıf arkadaşım, ülkesinde Felsefe bölümünü bitirdiğini ve derslerinde Kuran okuduğunu, çok güzel bir Felsefe kitabı olduğunu düşündüğünü söyemişti bir defasında. Varlıkların, kaynakların; muhatap alış şekillerimize göre bizim üzerimizdeki tesirleri de değişiyor demek ki.

Afro-Amerikalı kardeşimize dönecek olursak bana bir nevi tebliğde bulunmaya başlıyor muhabbetimizin akışı içinde. Kendisine İsa peygamberin, müslümanların da kıymetlisi olduğunu, sadece kendisinin Tanrının oğlu olduğuna inanmadığımızı belirtiyorum. Sesini daha ciddi bir tona büründürerek, eğer böyle gidersem, ne kadar iyi biri olsam da, günahkarlardan olacağımı ve cehenneme gideceğimi söylüyor. Tebessüm ediyorum. Hatalarım olsa da, hayatımda kimseyi incitmemeye çalıştığım, İsa peygambere kıymet verdiğim halde -hatta Hristiyanlardan çok:) zira hak ettiği değerden ''fazlasını'' vererek de zulmedilmiş oluyor varoluş anlamına-, sırf kendisi hakkında farklı bir kanaate sahibim ve Tanrının oğlu olduğunu düşünmüyorum diye tüm erdemlerimi/zi/n, insani emeklerimi/zi/n boşa gitmesi fikrinin ne kadar adil olduğunu soruyorum. Cevap vermek yerine söylediklerini tekrarlamayı tercih ediyor. Biraz daha devam ediyoruz benim binmem gereken araç gelene dek. Son olarak kendisine Kuran'ı okumasını tavsiye ediyorum. En azından neyi reddettiğini bilmesi için bunun önemli olduğunu söyleyip, tokalaşıp vedalaşıyorum.

Sonra yol boyunca konuşmamızı düşünüyorum. Gerçekten hiç adil bulmuyorum bu yaklaşımı. Bu diyaloğu bir de tersten okuyorum zihnimde. Muhatapların yerlerini değiştiriyorum... Sonrasında Mümin, Müttaki, Kafir kavramları hakkında yeniden bir sağlamanın ardına düşüyorum.

Dilsizmütercim

free page hit counter
''Dildeşinden ayrı düşen yüz türlü nağmesi de olsa; dilsizdir!'' Yol Düşleri
YORUMunuz için :: Paylaşmak için

2 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: dildade | Tarih: 2009-09-23 15:31:14
    Konu: renk!
    Ne kadar renklisiniz!
    Ne kadar göz alıcı... Gönlümü alıcısınız aynı zamanda.
    Tebrikler ve takdirler gönderiyorum size.
    Rabbim zanlarımdan daha hayırlı kılsın sizi....
    Hep istediğim, ama hiç sahip olamadığım bir hayatın içerisindesiniz sosyallik olarak.
    Hayat!
    Şadıman olunuz inşALLAH...
    ***
    Oysa ben nicedir gördüğüm ve göremediğim renklerin acısıyla renk körlüğüne doğru mu gidiyorum ne?! can kardeşim. Aradığım renk gördüklerim arasında yok da ondan mıdır. Göz çukurlarımda müzmin bir acı var sadece. Rabb zanlarından hayırlı eylesin elbette, duana amin diyorum. Sosyallik demişsiniz aslında tek yaptığım insanların kaderlerinden selam edip pay almaya çalışmak. Bunun dışında münzevi biri sayılırım. Dualaşalım olur mu?... Muhabbetle...

    Düzenleyen dilsizmutercim gün: 24/9/2009 saat: 13:27

    Bağlantı »

  2. Yazan: sükuti | Tarih: 2009-06-18 20:17:14
    Konu: alıntı

    Selam,

    Ahmet Baydarın "Cennete Kimler Girer" başlıklı yazısı:

    Kur`ân`ın üslubunda hep çoğul olarak "elçiler" dendiği hâlde, onlara indirilen vahiy söz konusu olunca durum değişir. Bir iki yerde, vahyin farklı zamanda indirilişine nispetle "kitaplar" denmişse de genelde "kitap" şeklinde tekil kullanılır.
    Nitekim İncil, Zebur ve Tevrat mensupları kast edilirken bile sözcüğün ikil (kitabeyn) ve çoğul (kütüb) şekli ile "Kitaplar ehli" gibi bir terkip kullanılmamış, aksine hep "Kitap ehli" denmiştir.

    Çünkü peygamberlerin mesajları lafız olarak farklı olsa da iyi ve kötü olarak "belirlenen" hususlar hepsinde aynıydı. Başka bir ifadeyle değişik zamanlarda indirilen vahiy, farklı dillerde ve çok görünse de aslında hepsi, tek dinin tek kitabıydı. Tevrat bir kitap, İncil bir kitap idiyse de Kur`ân da aynı "belirleme" leri ihtiva eden bir "kitap"tır.

    Kur`ân`ın üslubunda bu gayet açık ve anlaşılır bir durumdur. Ne var ki şu "Yetmiş küsur fırka" meselesi bu tek din ve tek kitap üslubuyla çözülemez.
    Ahirette kurtulamayacak olanlar; kitap ehlinden fırkalar mıdır? Yoksa peygamberleri izleyen ümmetler midir? Yerleri cehennem midir, değil midir? Onlar, son Peygamber`in davetine muhatap olanlardan mıdır, yoksa icabet edenlerden midir? Yetmiş iki fırka mı yoksa yetmiş üç fırka mı olacaklardır? Bu sayı belli bir süre ile sınırlı mıdır yoksa Kıyamete kadar olan zaman zarfında mı gerçekleşecektir?

    "Şu kadar fırkadan sadece biz kurtulacağız" diyenler; işte bu soruların cevabını Kur`ân`da bulamazlar.

    Ama bizce şu sonuçla karşılaşırlar: Farklı Peygamberlere uymanın sebebi, aynı Kitab`a uymuş olmaktır. Bunun amacı, dünya saadetini elde etmek olduğu kadar, uhrevi kurtuluşu kazanmaktır. Birincisi, "sünnet"i izlemekle kolaylaşacağı gibi, ikincisi elbette sadece Allah`a bağlanmakla mümkün olur. Nitekim Kur`ân`da şöyle buyrulur:

    "Yahudi olanlardan veya Hıristiyanlardan başkası Cennete giremeyecek" dediler. Bu, kuruntularıdır. De: "Getirin bürhanınızı, doğruysanız!" Aksine; kim özü doğru olarak yüzünü Allah`a tertemiz teslim ederse, Rabbinin indinde ecri vardır..." (Bakara 2/111-112.)

    Bu ayette, uhrevi kurtuluş için toplumlarının kendilerini bir peygambere nispet etmeleri yeterli görülmemiş, aksine kurtuluşun tek şartının, Allah`a teslimiyet olduğuna işaret edilmiştir. Şu ayetler de bu anlamı teyit eder:

    "İman edenler, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiîler&#65533; Kim Allah&#65533;a ve Sonraki Güne iman etti, salih amel yaptıysa onların Rab&#65533;leri nezdinde mükâfatları var&#65533;" (Bakara 2/62.)

    "İman edenler, Yahudî olanlar, Sâbiîler, Hıristiyanlar&#65533; İçlerinden her kim, Allah`a ve sonraki güne iman edip de salih amel yaptıysa onlara korku yok..." (Mâide 5/69.)

    Son iki ayette temas edilen Sâbiîler, bazı yorumculara göre, bir dinden çıkıp başka bir dine giren, ya da kitapları ve bir peygamberleri izlemeyen ama Allah inancı bulunan kimselerdir. Yahudi olanlar ve Hıristiyanlar ise, kendilerini bilinen iki peygambere nispet eden, onların izlerinden gittiklerini söyleyen toplumlardır.
    "İman edenler" diye işaret edilenlere gelince. Bunlar son Peygamber`i izleyenlerdir.
    Demek ki uhrevî kurtuluş hususunda müminlerin öncekilerden farklı bir durumu yoktur. Onlar da ancak yukarıdaki ayetlerde değinilen esaslara uydukları takdirde öteki hayatın azabından kurtulabileceklerdir.

    Yani, bütün bu grupları, ahirette mensup bulundukları aidiyetleri değil, kişisel kimlikleri kurtarır. Uhrevi kurtuluş, toplumların inançlarına ve ait olduklarını dile getirdikleri peygamberlere değil fertlerin kişisel çabalarına bağlıdır.
    "Kitap" işte bunun için rehberlik etmiştir. Kur`ân şöyle der:

    "Kendilerine Kitap verdiklerimiz, sana indirilene sevinirler. Gruplardan, bir kısmını inkâr eden de var. De ki: "Ben sadece Allaha kulluk etmek ve ona şirk koşmamakla emir olundum&#65533;" (Ra`d 13/36.)

    Bir ayetin, son peygambere iman edenleri, önceki şeriatların mensupları ile hatta Mecûsî ve müşriklerle bir arada zikretmiş olması ise çok daha anlamlıdır:
    "İman edenler, Yahudi olanlar, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, hükmü Allah verir aralarında, Diriliş gününde&#65533;" (Hacc 22/17)

    Kısaca, uhrevî kurtuluş için Kur`ân`ın insan tekine tembihi şudur. Kimse farklı beklentiler peşinde olmasın. Öteki hayatta insanı "velâyetler" ve "mensubiyetler" değil, kişisel çabalar kurtarır. Ayrıca ister velâyet beklentili olsun, ister aidiyet inançlı olsun yahut böyle olmasın, bütün grupların uhrevî kurtuluşları sadece Allah`ın elindedir. (Hûd 11/107.)

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »