http://www.fileden.com/files/2007/2/25/821027/sadik%20g%C3%BCrb%C3%BCz_pencere.mp3< Tek kişilik gizli empatik örgüt! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri! - Blogcu - Sayfa 3





"İsterler ki kağıtlarına sığsın düşüncelerim, saksılarına duygularım!" "Oy kullanma hakkının bir şeyleri değiştirmesi mümkün olsaydı çoktan yasaklanmış olurdu!"

Başörtülülere Uygulanan Terör Bitecek mi?

// YORUMunuz için ::



*Fotografa dair, Sukuti kardesime tesekkurlerime:

Luka Bölüm 12  (Mat.10:26-31)

1 O sırada halktan binlerce kişi birbirlerini ezercesine toplanmıştı. İsa önce kendi öğrencilerine şunları söylemeye başladı: «Ferisilerin mayasından - yani, ikiyüzlülükten - kaçının.

2 Örtülü olup da açığa çıkarılmayacak, gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur.

3 Bunun için karanlıkta söylediğiniz her söz gün ışığında duyulacak, kapalı kapılar ardında kulağa fısıldadıklarınız damlardan duyurulacaktır.

4 «Siz dostlarıma söylüyorum, bedeni öldüren, ama ondan sonra başka bir şey yapamayanlardan korkmayın.

5 Kimden korkmanız gerektiğini size açıklayayım: kişiyi öldürdükten sonra cehenneme atma yetkisine sahip olan Tanrı'dan korkun. Evet, size söylüyorum, O'ndan korkun.

6 Beş serçe iki meteliğe satılmıyor mu? Ama bunlardan bir teki bile Tanrı katında unutulmuş değildir.

7 Nitekim başınızdaki saçlar bile tek tek sayılıdır. Korkmayın, siz birçok serçeden daha değerlisiniz.

***

Müslümanlara ve İslami değerlere karşı köhnemiş bürokratik zihniyetin estirdiği devlet terörü hükümetin ve kamuoyunun duyarsız tutumundan da beslenerek giderek daha vahşi bir hal alıyor. Nitekim geçtiğimiz hafta Muğla’da yaşanan hukuksuzluğun hesabı sorulmadan, benzeri bir edepsizlik şimdi de Mardin’de icra edilmiş durumda.

17 yaşındaki Merve Akgül'ün, Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğünce organize edilen Çanakkale gezisi sırasında İl Milli Eğitim Şube Müdürü sıfatını taşıyan Mehmet Eldem'in emriyle başörtülü olduğu gerekçesiyle diğer öğrencilerin gözü önünde otobüsten indirildi. Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, konu üzerine bir basın açıklaması yaptı. Kaya, Bu tür gayrı insani, gayrı ahlaki ve vicdansız, hukuksuz yaklaşımların mutlaka hesabının sorulması gerektiğini aksi takdirde yarınlarda hesap vermekte zorlanacaklarını belirtti.

Basın açıklamasının tam metni:

Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu'ya Soruyoruz:

BAŞÖRTÜLÜLERE YÖNELİK DEVLET TERÖRÜ NE ZAMAN BİTECEK?

28 Ekim 2009

Türkiye'de düne kadar tabu sayılan pek çok konu bugün tartışılıyor, yer yer aşmaya yönelik adımlar da atılıyor ama Müslümanlara yönelik ayrımcılık, düşmanlık noktasında Kemalist despotizm eski alışkanlıklarından vazgeçmeye hiç de niyetli görünmüyor. Müslümanlara ve İslami değerlere karşı köhnemiş bürokratik zihniyetin estirdiği devlet terörü hükümetin ve kamuoyunun duyarsız tutumundan da beslenerek giderek daha vahşi bir hal alıyor. Nitekim geçtiğimiz hafta Muğla'da yaşanan hukuksuzluğun hesabı sorulmadan, benzeri bir edepsizlik şimdi de Mardin'de icra edilmiş durumda.

Aynen Muğla'da yaşandığı üzere, Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğünce organize edilen Çanakkale gezisinin katılımcılarından bir kız öğrenci işgüzar bir despot tarafından otobüsten indirilmiştir. İl Milli Eğitim Şube Müdürü sıfatını taşıyan Mehmet Eldem'in emriyle başörtülü olduğu gerekçesiyle kız meslek lisesi öğrencisi Merve Akgül'ün geziye katılımı engellenmiştir. 17 yaşında bir genç kızı inancı gereği örttüğü başörtüsünden dolayı cezalandırmak ve herkesin içinde otobüsten inmeye zorlamak bir zamanlar ABD'de ve Güney Afrika'da ırkçı-faşistlerin siyahlara dayattığı ayrımcılığı hatırlatan uygulamalar cinsinden bir alçaklıktır. Ve işin ilginç yanı bugün adı geçen ülkelerde de tüm bu uygulamalar geçmişin utancı olarak lanetlenmektedir.

Mardin İl Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Eldem'in bu açıkça ayrımcılık içeren tavrının kaynağının, bundan önce benzeri tavırlar sergileyen diğer faşizan kafalı bürokratlardan hesap sorulmamasından kaynaklandığı açıktır. Ne yazık ki, şiddetle lanetlenmesi ve derhal hesap sorulması gereken bu tür zalimane eylemlere, işgüzarlıklara karşı gereken tavırların gösterilmemesi bu tür azgınlıkları, keyfilikleri teşvik etmektedir.

Bu yıl okulların açılışında gayet yerinde bir tavırla ilk ders olarak ayrımcılık konusunun işlenmesi talimatını veren Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu'yu tutarlılığa davet ediyoruz. Eğer amaç şov değilse, lütfen derste dikkat çektiğiniz, teşhir ettiğiniz yanlışların bizzat sorumlu yöneticilerinizce icra edilmesine sessiz kalmayın! Ortada hiçbir mevzuat bahanesi ve yetki ya da yetkisizlik kılıfıyla savunulamayacak, örtülemeyecek açık, net bir zalimlik, tam tekmil bir ayrımcılık mevcuttur.

Bu tür gayrı insani, gayrı ahlaki ve vicdansız, hukuksuz yaklaşımların mutlaka hesabının sorulması gerekir. Bunu yapması gerekenlere bugün eğer sorumluluklarını üstlenmez ve görevlerini yapmazlarsa yarınlarda hesap vermekte zorlanacaklarını hatırlatıyoruz.
Özgür-Der


http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=10603

http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=11074


Yolda Olus/um/2

// YORUMunuz için ::



23 gun suren Guney Dogu yolculugumdan simdilik birkac fotograf paylasabiliyorum. Internete girme konusundayasadigim guclukten dolayi yorumlarimi da yakin bir zamana tehir etmek zorundayim. En azindan cektigim Diyarbakir/Amed & Mardin fotograflarindan bazilari fikirhanemdeki dilsizligime bir son versin ve tefekkurlerimden yana az da olsa benim icin tercumanlik etsin istedim. Selam uzerinize olsun...

Dilsizmutercim/Suriye




















































Dilsizmutercim:Meryem Rabia Tasbilek

Yolda Oluş

// YORUMunuz için ::



Selam üzerinize olsun...

Yaklaşık 20 güne yakındır yollardayım. İstanbul'dan Güney Express treniyle ilk etapta 41 saatlik bir yolculuğun ardından şimdilerde Güney Doğu şehirlerini ve insanlarını solumaktayım. İnternete ve blog sistemime girmekte pek çok defa sorun yaşadığımdan tefekkürlerimi sizlerle eş zamanlı olarak paylaşamıyorum. Dün Hasankeyfteydim, yarın sabah da nasipse yine başka bir şehre doğru Yol alacağım. Vardığım ilk şehirde İstanbul'dan bazı arkadaşlarımın yakınlarında, bir sonraki şehirde evlerinde kaldığım ailelerin yakınlarında sonrasında onların yakınlarında kalmaktayım:) İslam/İnsan kardeşliğini iliklerine dek hissetmek, "Selam"ın bereketini yaşamak böyle bir şey olsa gerek.  Şimdilerde ağır basan dilsizliğime dair bir hal tercümesi yapmak istedim. Yakın zamanda daha bereketlice bir yazı paylaşabilirim umarım sizlerle. Yolculuğumun bereketli geçmesinden yana dualarınızı beklerim.




Dilsizmütercim: Meryem Rabia Taşbilek

 

İstanbul-Bursa Arası Çehreler

// YORUMunuz için ::


Sultanahmet/Ramazan

*Okul durumum geçici süreliğine de olsa askıda kaldığından, ben de biriktirebildiğim kağıt koleksiyonumla bir fotoğraf makinası aldım. -İhtiyaç halinde camı kırınız- ibaresi gibi bilincime kazıdığım; ihtiyaç halinde satınız:) hatırlatmasını diri tutarak da olsa en azından bir müddet, imkanlarım dahilinde şehri dolaşıp, insanların arasına karışıp bereketli kareler yakalamaya çalışıyorum. Bir kısmını sizinle de paylaşmak istedim. Zira kendilerinin fotoğrafını çekmeme müsade edenlerden bir kısmı yayınlamamı şart koştular, ben de imkan buldukça sırayla yayınlamaya çalışacağım inşeallah.


Mahmut Paşa/İstanbul

Hindistan'dan geldiğini söylediği gramafonlar, adını bilmediğim esnaf ağbimizin halini, yüz hatlarındaki vurguyu bağırıyor sanki. Üretiminde muhtemelen emekleri sömürülen işçilerin ömürlerinde bir plak koyup gramafondan sevdikleri şarkıları dinleme imkanları olmuş mudur acep?


Bayram sabahı namazdan sonra, Sultanahmetle Ayasofya arasında mevzilenmiş ayakkabı boyacısı ağbimiz hayli efkarlıydı. Kendisinin inşirahına dua ile, cilaladığı ayakkabılar gibi, Rabb de kendisinin yüreğini, ömrünü cilalasın inşeallah.


Bursa'da bir köşe başında rasladım Ahmet Sevinç amcaya. 68 yaşında olduğunu söyledi muhabbet arasında. Saç ve sakalındaki rötuşlar:)la zamana meydan okuyan bir hali var. Baştan fotoğrafını çekmeme müsade etmedi. Ama kelamın kerametini ispatlarcasına sonradan kendisi: -Eh çek bari çekeceksen, diye teklifimi cevabıyla tazeledi. Önünden geçtiğim her zaman zarfında, zorla turşu ikram etmeye devam etti. Hayata dair bereketli sohbetlerini esirgemedi sağolsun. Bir selamlaşmamızda; İşten hiç yılmam. Yılmamalı da insan. İş biterse ömür de biter, diyerek azmimi beslemişti sağolsun.



Bu fotoğraftaki ağbimize de Bursa Tahtakale'de köylü pazarında rasladım. Etrafta fotoğraf çekerken, birkaç esnaf yanıma gelip ısrarla bu kardeşimizin portre fotoğrafını çekmemi rica etti. Bir yandan da arkadaşları hakkında; ''Şu bakışlara bakar mısınız, sanki pazar yerinde annesini kaybetmiş çocuklara banziyor, insanın içini yakıyor!'' diye tekrarlayıp duruyorlardı. O gün muhabbet ettiğim amcaların ikram ettiği karbonatlı çayları aç açına içmekten mahvoldum:) ama ruhuma çok iyi geldi hamdolsun.
















Ayşe teyzeme de Bursa-Fidan Han'da denk geldim. Bir yandan yağmurda ıslanmış kağıt mendillerini satmaya çalışıyor, bir yandan tırnaklarını kesiyor, bir yandan da çay içiyordu:) Tüm bunların yanında bir de benimle muhabbet edebildi. Kınalı ellerine bakarken Rabbin güzelliği, hayatımıza lutfettiği renklilik hakkında tebessüm edip, şükretmemek mümkün değil/di.



Dikkaldırım/Eski Kavaklık/Bursa


Sana bakmak Allah'a inanmaktır diyor ya Yılmaz Erdoğan yorumladığı bir şiirde. Ben de benzer bir ruh halini atları tefekkür ederken yakalıyorum:) Bunca hüzünbaz hal ve hal tercümemden sonra hayli bol tebessümlü bir paylaşım oldu sanırım... Tebessümü ağlayan yüzlere bile katık yağan Rabbe şükrolsun!



Rahvan At Yarışları

Belediyenin yarışma organizesinin ilanına rastladığımda hemen not almıştım. Hamdolsun gitmek de nasip oldu.  Yarışma evvelinde çocuklarla beraber atların hasetli bakışlardan korunması için dua ettiler. Bir de bunun için hususi, müftüyü getirmişler:)

Atların ısınma koşularını yaptıkları geniş, düzlük arazide hayranlık ve şefkatle onları inceleyip, severken; 3 yıl evvel kendisinin bir atına bindiğim sırada bir diğer atının şaha kalkıp ayağıma çitme atması sebebiyle ayak liflerimin kopmasına şahitlik eden ağbi beni tanıyıp ata binmek isteyip istemediğimi sorunca, hayli hasret giderme imkanı buldum atlardan yana, masrafsızca:) Farkındayım çok uzun ve kötü bir cümle oldu ama kendisine (Arif ağbi) fikirhanem vesilesiyle de teşekkür etmek istedim.



Rahvan atlarına dair bana ilginç gelen bir diğer paylaşabileceğim tefekkürse; bu atların yapı itibariyle dört nala gitmek yerine insan gibi adımlayan bir halde ilerliyor oluşları. Velev ki at yarışmacı tarafından zorlanıp da dört nala geçerse; isterse birinci olsun yarışmadan elenmekte.

Bir usul meselesi... Hayat da öyle değil mi? Sadece eylemlerimizin sonucuyla halimizi, nihayetimizi kurtarabiliyor muyuz? Fıtarata uygun olana, metoda dair güzel bir değiniydi benim için bu ayrıntıdan haberdar olmak.



Son olarak da yine bayram sabahı namaz sonrası çok kısa bir zaman zarfında etraftan derdiğim tebessümlerden en durusunu paylaşıp, ''Selam'' diyeyim. Her dem buruk da olsa tebessümle...

Dilsizmütercim


Gece Yürüyüşü ve Aklımın Rahmindeki Nutfe

//



Ninovalılara...

Ey!

Akleden kalbimin rahmine yapışıp kalan umut nutfesi, hayatım!

Ey, doğduğundan beri başkalarının ve belki de benim başarısız, hoyrat kürtajlarına maruz kalıp sakatlandığı halde varlığımın bağrına yapışmaktan vazgeçmeyen; umut!

Çocukluğumu kurban ettim sana. Parça parça pay edip sundum. Sonra sonra yürüdüğüm engebeli yollarda anı, yorulmadan kurtarabileceğim takatim ve canımla besledim seni. Yorulmayı göze aldım, yoruldum. Yokuşlarda, senin kendi varlığının hakkını vereceğin, gelecek bir güne dek hassas ve kırılgan varlığını beslemekten bitap düşüp, nefesim kesildi. Dostlarım rahimlerinde meyvaya durduğunda bile ben elimi kalbimin üzerine bastırıp seni sevdim, ey umut. Kalbimi her tekmeleyişinde ve geceleri sancınla uykumu kaçırıp, nefesimi her kesişinde varlığına şükrettim tüm burkulmalarımdan öte. Çünkü; sana doğru giderek artan bir meyille yaratılmış/t/ım. Hiç gocunmadım, gocunmamaktayım.

 

Ey varlığına şükrettiğim sancımın sahibi! Şimdi, çocukluğumdan beri bağrında saklanıp, sarılıp, ağladığım, güldüğüm, düşündüğüm, içine düştüğüm, okuduğum, unuttuğum, unutayazdıklarımı hatırlamaya çalıştığım ağaç kovuğumdayım. Meryem'in sancısından bir payla geldim. Bazen neyin sancısını çektiğimi bilmez bir haldeyim, en bereketli anlamı giydir bu sancıya Rabbim! Bu sancı ki beni erkenden çocukluğumdan eden. Severek çektiğim, çektikçe sevdiğim beni ben kılan, çok kıymıklar batırıyor aklımın sinir uçlarına. İşte, büyüdükçe, ayakta kalabilmek için, içini boşaltıp hafifleten çınarlardan bir çınarın gölgesindeyim. Bu ayetini görmek bile ruhumun yırtılmışlıklarına inşirahı sarıyor. İçimdeki hüznü yıka, hafiflet, inşirah ver Rabbim! Toprağın sarıp sarmalayamadığı, açıkta kalan köklerinin kavislerine oturup, yaslanıp yakarıyorum işte Rabb. Biliyorum bana lutfunla yardım edeceksin ama yine biliyorum ki varlığımı kıvrandıran lütfunun ve keremimin açlığına, tüm bitap düşmüşlüğüme rağmen, uzattığım dalları silkele diyeceksin.

 


Yorgunum Rabbim, yorgun. Nicedir, nice umutlarımı ölü doğurup vakitsiz sancılarla, gömüyorum yüreğime, benden iyi biliyorsun. Aczimi kabul edişimle beni güçlü kılmanı diliyorum. Sana dayandım hakkını veremesem de. Kendimi, en çok da kendimi, sana şikayet ediyorum. Varlığıma merhametinle gülümse Rabbim. Aralıksız, esirgemeden lutfettiğin merhametini görebilmem için akleden kalbimin gözlerini daha derinlere ve daha derince aç/tır!

 

Yorgunum Rabbim, evladını yitirmiş analar gibi gömmekteyim kalbimin rahminden düşlenleri. Meryem'in yaptığı gibi dallarını silkeleyemiyorum, köklerine tutundum. Hep kapılar açmaktasın, hiç kapatmadığın kapılarının açık olduğunu göstermektesin belki de nasibimizce. Ama bir iteklemelik takatim kalmadı içeri girmek için. Tokmağına tutundum kaldım. Bunca kapıyı açan Sen, zahmetsizce içeri de alabilensin, bilirim. Bunu bana bildiren de sensin!

 


İbrahim Güney Bursa Çarşamba Pazarında 98 yaşında limon satıyor/du.

Yorgunum Rabbim, yorgun! Sana yaslanıp kendimi şikayete geldim. Ben İbrahim değilim, bir İsmail'im de olmadı hiç, sana kurban edecek. Ama kalbimin rahminden gelen, öpüp kokladığım, yeni terlemiş saçlarını severek, toprağa verdiğim, adı konulmuş, konulmamış nice gürbüz umutlarım oldu. Hepsini yeni bir tohum olmaklıkları niyetine varlığımın bağrına gömdüm. Belki de tökezleyişim buradan. Sadece kurban etmeliy/d/im. Yine de niyazımdır, bu hüzümnbazlığımdan gürbüz filizler yeşertmen. Hangi tür ve renkte açacağını bilmeden emek verdiğimiz sabır tohumlarımıza, bu teslimiyetimiz hürmetine yedi veren gücü kat, bereketlendir hasatımızı ey Rabb!.. Onları kendi ellerimle soldurmama müsade etme artık. Uzattığın dallar yerine, kendi benliğimi silkeliyorum önün/d/e. Dökülen bir hayır meyvesi var da ben mi göremiyorum!?. Sade yolunda hayırlı bir kul eyle beni başka sancı sahiplerine inşirah vesilesi. Öyleyse varlığımın sancıdan ibaret olmasına da razıyım.

 

Mum tahtaya dayandığında, dedi çilekeşliğini sana basamak kılmış bir kadın. Mum tahtaya dayandığında... Beklerim Rabbim, beklerim. Ama beni, bizi onar ve hayrına layık bir hale hazırla. Dayanma gücü ver. Katından gelecek her hayra muhtacım/z. Tüm suni dayanaklardan bizar ve azade, katıksızca sana dayanma gücü ver. Bizi güvensiz, ahlaksız imandan koru! Sabrımızı eyleme çevir. Madem geceyle karıldı çağımızın kaderi, menzili Senin rızan olan bir gece yürüyüşü kıl bizi!

 

Ey, aklımın rahmine tutunan nutfe, ey umut! Ey varloluş sancım! Yokluk içinde seni var kılan ve varlık içinde seni yoklara karıştıranın kudertini elinde tutanın hakkı için, sevdim seni ve parçalanmış uzuvlarınla büyümekte olduğun rahmimden elbet bir gün tüm sancılarıma kefaret olmaklığına doğuracağım seni. Yoktan var eden varlığını tamir etmeye de kadirdir! Ve yine bilirim, doğduğunda Rahim olandan, yeni bir sancı düşecek aksak varlığımın rahmine. Ey akleden kalbimin rahmindeki sancının sahibi Rabb, uzattığın dallar yerine kendi varlığımı silkeliyorum önünde, aczimle. Bizi istikameti ve nihayeti Senin rızan olan bir gece yürüyüşü kıl!

*Anlayışınızı umarak bu yazının yorumlarını kaldırıp, yoruma kapatıyorum zira ortada yorumlanacak bir durum yok. Selam üzerinize olsun.

Dilsizmütercim:

Meryem Rabia Taşbilek

 

 

 

Kayıp Kentli/Şiir

// YORUMunuz için ::



1)

Neden mi bir susmak haritası serili bakışlarımda?
Çünkü çok uzundu… Çok! bır..ak..tıkla..rım!

Elimden bir şey gelmedi,
Kestim ellerimi, her şeyden geri
Çağırdım beni
Tüm ziyanlardan!

2)

Söyleyecek bir sözüm kalmadı
Gözlerimi geri çağırdım uzaklardan
Döneceğim tek yer: içim...

Yaraları bir olanlar ancak kardeştir

Bana her şeyi şimdi yeniden anlat
Durgunlaştığı zaman karanlık odalara bölünen kalbime

Yüzümü üflerken buluyorum ateşlere
Yüzümden ne istiyorum ellerimden ne?
Beni tanımasınlar mı?
Geceleri hayatı notlarına çeken bu adamdan
Kaçırdığım ne?
Söyleyeyim: var olandan düşümdeki beni…
Kim var olandan öte ki?


3)

Konuşmayacak mısın?
Ben söyleyeyim o zaman
Biz senle kardeş değiliz, çünkü yaralarımız bir değil
Ben senle uzaklara bakmak istedim sen gözlerini içime diktin
Ben kesik ellere uzattım ellerimi, senin ellerin ellerimdeydi
Ben acılarını sahiplendim, sen bir acı olmayı tercih ettin
Ben senin ellerine fidan
Sen benim ellerime kurşun verdin..

Keskin kılıç önce sahibini keser derdin ya
bendim kılıçlara sahipsiz bir yetim olduğumuzu söyleyen...

Ben çocuğu olduğu zaman köle azad eden bir peygamberin sevincinden
Eşini kaybettiği için göçe katılmayan bir leyleğin acısıyla döndüm böğrüme
Bilir misin?

Sen geceleri kaça bölündüğümü mesela?
Ne işim var benim sizin aranızda?
Neden dağ(ılan)larla değilim sanki?
Neden zenginden alıp fakire vermem ki?
Neden yazar insan, kusmak yerine
Ah! kalbim bir savaş alanı: bilene…

4)


Keşke bir tutku bağışlasaydı bana zaman
Bir aşk kalsaydı elimde ve de zeytin…
Su biraz ve tuz…
Annemin saçları ve babamın sesi..
Dostlarım ve varoşlar…
Kürt mahalleleri ve…


5) ...Boş ver bak terk ettim işte

Yaraları kardeş olanlar müminidir bir dostluğun
Ben hangi aşkın kardeşiyim söyle
Ben hangi kuyuyum …

Bıraktım her şeyi
İyi ki varım ve soluyorum yaşamı
Gözlerim var bakarken gördüğüm
Ayaklarım var gittikçe gittiğim
Götürdüğü yere gidebildiğim kadar bir yüreğim

6)
Ben varım anlıyor musun yok edilen her şeyden geriye her şeyde!
Ben kendimin kardeşi ve ruhumun yoldaşı

KayıpKentli 25 haziran 2009/Kıztaşı-İst..03:45

*Şimdilerde hayata dair hissettiğim, beni yazmaktan alıkoyacak kadar şiddetli bulantının dışa vurumunu hakkıyla yapabilmiş bir kardeşin şiirini paylaşmak istedim sizinle, kendisine de teşekkür niyetine dualarımla./Dilsizmütercim/İstanbul

« Önceki :: Sonraki »