http://www.fileden.com/files/2007/2/25/821027/sadik%20g%C3%BCrb%C3%BCz_pencere.mp3< PEYGAMBERLER HARİKALAR DİYARINDA - Tek kişilik gizli empatik örgüt! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri! - Blogcu





"İsterler ki kağıtlarına sığsın düşüncelerim, saksılarına duygularım!" "Oy kullanma hakkının bir şeyleri değiştirmesi mümkün olsaydı çoktan yasaklanmış olurdu!"

30/4/2009

PEYGAMBERLER HARİKALAR DİYARINDA



Peygamber Harikalar Diyarında

Alis Harikalar Diyarında” (Alice’s Adventures in Wonderland), Lewis Carroll mahlasını kullanan Charles Lutwitge Dodgson tarafından 1865 yalında yazılan bir çocuk romanı… Roman, Alis adında bir kız çocuğunun, bir tavşan deliğinden geçerek girdiği fantastik bir dünyada başından geçen hikayeleri anlatır…

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’nin en büyük kentsel parkı olma özelliğini taşıyan çocuk parkının ismi de buradan mülhem ‘Harikalar Diyarı’…

Parkın en ilgi çeken köşelerinden biri ise çocukların rüyalarını süsleyen masal kahramanlarının heykellerinin bulunduğu Masal Adası... Çocuklar için Nasrettin Hoca, Keloğlan, Red Kit, Şirinler, Gülliver, Asteriks, Taş Devri, Pinokyo, Kırmızı Başlıklı Kız, Walt Disney gibi masal kahramanlarının büst yerleri oluşturulmuş…

Ee ne olmuş diyeceksiniz…

Şu: Ne hicri ne de miladi tarihi bile uymayan ve tamamen bir kurgu olan “Kutlu Doğum Etkinlikleri”nin çoğunda Peygamberimiz tam bir ‘harikalar diyarı’ kıvamında anlatılıyor.

Hiç gitmem bu tür toplantılara.

Ama bu sene bazılarına gittim, gözlerimle gördüm, duydum.

Bu etkinlikler vesilesiyle peygamberimizi bir ‘gerçek hayat örnekliği’ olarak anlatmaya çalışanları kastetmiyorum. Onların gayretini görmezden gelecek de değilim. Ama gördüklerim ve duyduklarım üzerine konuşuyorum.

Aslında bu tür anlatılara pek suç da bulamıyorum. Ne yapsın garibim bütün dini kitaplar peygamberleri öyle anlatıyor. Vaizlerimiz de orada ne bulduysa çıkıp vaazını veriyor.

Dini kültürümüzde peygamberlerin bir harikalar diyarı kahramanı gibi anlatılması ne derece doğru?

Sanki bir masal adasında yaşıyorlar… Çizgi filmlerdeki gibi uçan kaçan, tavşan deliğinden geçen, kayadan deve çıkaran, balığın karnında yaşayan, ateşe atılınca yanmayan, gökten kanatlı koç inen, denizleri yaran, ölüleri dirilten, gezegenlere yolculuğa çıkan fantastik bir dünya…

Çocukluğunuzdan beri duymuşsunuzdur. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin harikalar diyarı parkı gibi Diyanet de benzer bir park açsa ve oraya peygamberlerin yaşadığı masal adası benzeri bir ada yapsa sanırım farkı olmaz.

***

Doğru, dini dünya biraz da fantastik bir dünyadır. Böyle fantastik masal kahramanları üzerinden insanların “inanmaya” alıştırıldığını, mevcudu aşabilme azminin gösterildiğini söyleyebilirsiniz. Evet, bu bir yöntem olabilir. Zaten masallar biraz da bunun için vardır.

Dinin, peygamber masalları üzerinden “büyükler için de” bunu yapmaya çalıştığını söylerseniz, işte orada durun derim.

Hangi din, hangi peygamber? diye sorarım.

Tamam, önceki dinlerde böyle şeyler çok. Fakat bu dinleri reforma uğratmak, harikalar diyarını yaşayan/yaşanan bir diyara dönüştürmek, bunun için de dini dünyaya reel, rasyonel ve praksis bir bakış açısı getirmek esas ‘misyonu’ olan “gerçek hayat dini İslam” söz konusu olduğunda bu geçersizdir!

Aksi halde İslam’ı fena halde ıskalamış olursunuz.

***

Bu açıdan bakıldığında “alemlere rahmet” olarak gönderilen yani insanlıkta sevgi ve merhameti yaymak/yerleştirmek/yaşamak/yaşatmak için gönderilen “Allah’ın kulu ve elçisi” bir harikalar diyarı kahramanı değildir!

Bir tavşan deliğinden geçerek masal adasına gitmiş ve orada fantastik bir hayat sürmüş değildir. Doğduğunda ne Kisra’nın ateşi sönmüş, ne Bizans’ın gölleri kurumuş, ne de yıldız kaymıştır.

Hepimiz gibi bir “beşer olarak doğduğunda hiçbir şey olmuş değildir.

Kainat onun ‘yüzü suyu hürmetine’ de yaratılmış değildir.

Kur’an kainatın hangi şeyden ve ne amaçla yaratıldığını açık açık söyler.

Bunlar, “Hristıyanların İsa’yı aşırı sözlerle övmesi gibi siz de bani aşırı sözlerle övmeyin” sözünden de anlaşılacağı gibi ‘kraldan fazla kralcı’ kesilip hem Kur’an’a aldırış etmeme ve hem de peygamberin uyarılarını dinlememedir.

Bu ümmet önceki ümmetlerin ‘keler deliğinden geçse geçmesi’ gibi adım adım onları izlemiş ve ne yazık ki bunları yapmıştır.

Yanlış olan bunları hala sürdürmek, Kur’an’ın tabiri ile kendini kınayan nefs (nefsu’l-levvâme) yani özeleştiri yapabilen kişilik olamamak, dinî kültürümüzdeki hurafeleri ‘levm’ etmeye yanaşmamak ve hatta bunlardan maddi ve manevi menfaat beklemeye kalkmaktır.

Oysa…

Ne olduysa onun ‘öksüz yüreğinde’ olmuştur. Esasında Muhammed, insanlığa dair esaslı sorular ve büyük arayışlar içinde çıktığı, derin vicdani sorgulamalar ve metafizik gerilimler yaşadığı “Hira” da dünyaya gelmiştir. Oradan şehre inmiş, büyük hareketini başlatmış, iddialarının arkasında durmuş, Bedir’de, Uhut’da vuruşa vuruşa tarihin meydanına çıkmış, böyle böyle ‘doğmuş’tur!

Allah’ın iradesi bir öksüzün vicdanında dile gelmiş, oradan insanlığa seslenmiştir.

Bu, tamamen bir gerçek hayat öyküsüdür.

Hepimizin bir benzerini yaşayabileceği bir yaşam hamlesi…

Onun için “Allah’ın kulu ve elçisi” nde bizim için güzel örnek (usve-i hasene) vardır.

Oysa hiçbir harikalar diyarı kahramanı örnek alınamaz.

***

Hz. Peygamber’in kim olduğu, en iyi, ezanda anlatılır; “Şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın elçisidir!”

Bu cümle ikişer kereden günde beş kez 72 bin cami minaresinden tekrar edilir.

Türkiye semalarıyla birlikte tüm İslam dünyası semaları bu sözlerle inler.

Türkiye’de günde 72x5= 360x2= 720 bin kez “Muhammed Allah’ın elçisidir!” sözünü duyarız, sadece bir günde!

Bu, Kur’an’ın söylediğine tamamen uygun yüksek sesle haykırıştır.

Çünkü “Muhammed” ismi Kur’an da dört yerde geçer. Üçünde ezandakiyle aynı; ‘Muhammed Allah’ın elçisidir” der (Al-i İmran; 144, Ahzab; 40, Fetih; 29), birinde de “Muhammed’e indirilen” denir. (Muhammed; 2).

Hatta birinde “Muhammed, Allah’ın elçisinden ‘başkası’ değildir!” denerek “başkası” değil; sadece “elçi” (resul) olduğu ısrarla vurgulanır. (Al-i İmran; 144).

Bir çok yerde de ısrarla onun bir mecnun (gizli güçlerle irtibatı olan, tılsımcı, muskacı), şâirkâhin (gelecekten haber veren, şifreci), sihirbaz (büyücü, falcı), muallem (öğretilmiş, beyni yıkanmış) olmadığı vurgulanır. (Tekvir; 22, Hakka; 41-42 Müddesir; 24, Duhan; 14, Tur; 29). (kelime büyüleriyle hayal kuran),

Peygamberimizin bizzat daha sağlında bu konularda uyarılarda bulunduğunu görüyoruz.

İleride olacakları sezmiş olmalı ki “Hakkımda, Hıristiyanların Meryem oğlu İsa`ya yaptıkları aşırı övgülerde bulunmayın. Şurası muhakkak ki ben bir kulum. Benim için ‘Allah`ın kulu ve elçisi’ deyin.” diye özellikle tembihlemiş (Buhari; EnbiyaŞemail 55, Kütüb-i sitte; Medh 5392). 44, Tırmizi;

Ya da şu rivayetteki gibi: “Beni Amir heyetiyle Allah’ın elçisinin yanına gitmiştik. ‘Sen bizim efendimizsin!’ diye hitap ettik. “Efendi, Allah`tır!” buyurdular. Biz “Fazilette en ileride olanımız, mertlikte en başta gelenimizsin!” dedik. Bize “Hepsi bu kadar. Sakın Şeytan sizi uçurmasın” buyurdular. (Kütüb-i sitte; Medh 5391).

Görüldügü gibi hep o ezandaki cümle vurgulanıyor; Muhammed Allah’ın elçisidir!

Peki, neden?

Çünkü…

1- Peygamberlik, mecnunluk, kâhinlik, şâirlik, sihirbazlık, muallemlik, ruhbanlık ve din adamlığı ile daima karıştırılmıştır. Hala da öyledir.

2- Kur’an bütün bunları reforma uğratarak Sami/Arap muhayyilesindeki peygamberliğe reel, rasyonel, praksis (gerçekçi, makul, pratik; hayata dönük) bir yaklaşım getirmiştir.

Bunların farkında değilseniz peygamberi harikalar diyarında dolandırır, eski peygamberlik anlayışı ile karıştırır, böylece bir masal kahramanı haline getirmiş olursunuz. Nitekim ‘sorgulanmamış’ dinî kültürümüzün bunu başardığını (!) görüyoruz.

***

Şöyle ki:

Peygamberin sağlığında inkarcıların sürekli istedikleri; yerlerden pınar fışkırtmak, Uhud dağını altın yapmak, ayı yarmak, parmaklarından su akıtmak, bir kap hurma ile binlerce kişiyi doyurmak, gelecekte kimin başına ne geleceğini haber vermek gibi bir çok mecnunluk, kâhinlik, sihirbazlık ve muallemlik gösterilerinin, vefatından sonra bizzat Müslümanlar tarafından ona yaptırıldığını görüyoruz.

İnkarcıların “Bu ne biçim peygamber; yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor!” (Furkan; 7) sözünü bizzat Müslümanlar da söyler hale gelmişlerdir. Halbuki Kur’an sadece Abdullah’ın oğlu Muhammed’in değil; bütün peygamberlerin böyle olduğunu söyler; “Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşılarda dolaşırlardı.” (Furkan; 20).

Demek ki beklenti hiç değişmiyor.

İnkarcıların bütün taleplerinin, sonraki yıllardaki kimi ‘sorgulanmamış’ kaynaklarca peygambere isnad edilmiş olması dehşet verici, dramatik ve bir o kadar da hazin bir durumdur.

Kur’an der ki: “(Muhammed) Rabbinden bize bir mucize getirmeli değil miydi?’ diyorlar. Önceki sahifelerde de yer alan söze dayalı apaçık delil (Kur’an) gelmedi mi?” (Taha; 133).

Kur’an bas bas bağırır: “Diyorlar ki: ‘Yerden bir pınar fışkırtmadıkça…Hurmalıklardan ve üzümlüklerden bir bahçe yapıp aralarından çaylar akıtmadıkça…Yahut iddia ettiğin gibi göğü üzerimize parça parça düşürmedikçe…. Veya Allah’ı ve melekleri karşımıza açıkça getirmedikçe… Altından bir evin olmadıkça ya da gökyüzüne çıkıp oradan bize özel bir mektup getirmedikçe sana inanmayacağız!’ Söyle onlara: ‘Rabbimin şanı yücedir. Ben sadece bir beşer, sadece bir elçiyim.’ (Zaten) kendilerine doğru yolu gösteren rehber geldiğinde insanların imana yanaşmamasının nedeni (işte bu)‘Allah bir beşeri mi elçi gönderdi?’ demelerinden başka bir şey değildir…” (İsra; 90-94).

Durum buyken inkarcılarla aynı ağızla bizzat Müslümanların ‘Sadece bir beşer, sadece bir elçi’Mucizât-ı Ahmediye” yarışına girmeleri de ne oluyor? yetmez, buna inanamayız; ayı yarmalı, parmaklarından su akıtmalı, odunu yanına çağırdığında gelmeli, tükürüğü deva, idrarı şifa olmalı ki peygamber olduğuna inanalım!” dercesine

Bunların inkarcıların taleplerinden ne farkı var?

Sadece bir beşer, sadece bir elçi olsa -ki öyle- inanmayacak mısınız?

***

İnanamıyor olunmalı ki düzmüş de düzmüşler:

Mecnunluk yapmış: Cinlerle konuşmuş! Hani o cinlerle konuşan değildi? Nusaybin’den gelen ve cinlere inanan yabancı bir heyetle görüşmesini cinlerin kendisi sanıyor garibim!

Kâhinlik yapmış: Kimin nerede öleceğini bir bir haber vermiş… Osman’ın halife olacağını, Muaviye’nin başa geçeceğini, Yezid’in kan dökeceğini, Emevilerin, Abbasilerin zuhur edeceğini, İstanbul’un fethedileceğini, Fatıma’nın en önce öleceğini, Ammar’ı baği bir taifenin katledeceğini, İsa’nın nüzulünü, Deccal’in zuhurunu, Türklerle savaşılacağını, daha nice nice olayları haber vermiş…(Said Nursi; Risale-i Nur Külliyatı, Ondokuzuncu Mektup; Mucizat-i Ahmediye bölümü, Hadis kitapları; El-Fiten Ve'l-Melâhim bölümleri, Suyuti; Hasaisu’l-Kübra, 3 cilt birarada).

Sihirbazlık yapmış: Eliyle ayı işaret edince ikiyi bölmüş… Bir kap yemeğe elini dokunmuş ve üçyüz kişi doymuş… Parmaklarından sular akıtıp orduyu doyurmuş… Tükürüğü şifaymış, idrarını içen kadın bir daha hasta olmamış… Bir keçinin sadece ciğer ve böbreklerini bir kaba koymuş ve ondan yüz otuz sahabe doymuş… Hz. Cabir borcunu ödeyemiyormuş; peygamberimiz tarlasında gezmiş ve o yıl mahsul öyle artmış ki Cabir’in hiç borcu kalmamış… Çölde susuz kalınca bir kap suya üfürmüş, elini sokup çıkarınca çeşmeden akar gibi şarıl şarıl su akmış… Def-i haceti için bir yere oturmuş; civardaki iki ağaç hemen gelerek onun üzerini örtmüş kalkınca da ağaçlar tekrar yerine gitmiş… Zehirli bir keçi ona ‘ben zehirliyim beni yeme’ demiş… Hz. Ali’nin gözüne tükürmüş ve gözü iyileşmiş… Bir çocuğun koluna kaynar tencereden su dökülmüş; peygamberimiz çocuğun kolunu tükürüğü ile iyileştirmiş… Güvercin mağaranın kapısını örmüş… Kurt onun peygamberliğini haber vermiş… Deve ona salavat getirmiş… Arslan, ceylan, keler onunla konuşmuş ve risaletini haber vermiş… Ölmüş kızı çağırmış ve dirilip ona buyur (lebbeyk) demiş… Ölmüş adam kalkmış yanında Hz. Enes olduğu halde peygamberle yemek yemiş……( Said Nursi; Risale-i Nur Külliyatı, Ondokuzuncu Mektup; Mucizat-i Ahmediye, Hadis kitapları; El-Fiten Ve'l-Melâhim bölümleri, Suyuti; Hasaisu’l-Kübra, 3 cilt birada)…

Daha neler neler…

Tam bir ‘Muhammed harikalar diyarında’ kıvamı…

***

Bu kıvamda anlatılan peygamber ile Kur’an’ın “Mecnun, kahin, şair, sihirbaz, muallem değil” diyen, “Sadece bir beşer, sadece bir elçi” diye ısrarla vurguladığı resul/nebi arasında çok ciddi bir fark var. Bunu görmemek için akıl tutulması içinde olmak gerek.

Bana öyle geliyor ki Musa’dan sonra Yahudilerin, İsa’dan sonra Hristıyanların “sadece bir beşer, sadece bir elçi” olan bu peygamberlerin çarşıda pazarda dolaşmalarını yetersiz bulup harikalar diyarına göndermeleri, masal adası kahramanları haline getirmeleri, uçtukça uçurmaları gibi Muhammed’ten sonra da Müslümanlar aynı şeyi yaptı.

Biraz kanatıyor ama bu tesbiti yapmadıkça mesafe alamayacağız.

Artık bu peygamberler tapınak dinlerinin muhayyel, mitolojik, tütsülü efsunlu kahramanları…

Gerçek hayat dininin Allah’ın kulu ve elçisi, beşer nebileri değil.

Sadece “kutsal kitap” sayfalarında kalmış, gerçek hayatın içine girmelerine, çarşıda pazarda dolanmalarına izin verilmeyen, bir türlü yere indirilmeyen birer göksel kurgu figürü…

Öyle ya -Allaha muhafaza- içlerinden birisi Musa, İsa ya da Muhammed, harikalar diyarından gerçek hayata gelse; evimize, işyerimize, mahallemize, ülkemize uğrasa çoğumuz rahatsız oluruz. Hatta tepki gösterir, dışlarız. Zamanın değiştiğinden, dünya gerçeklerinden filan bahsederiz. Düzenimiz bozulur, keyfimiz kaçar. Düşünsenize “Komşun açken sen tok yatıyorsun, ne bu hal?” dese ne yaparız? “Bir yıllık ihtiyacımızı ayırdık, gerisini bölüştük, tamam ama gelecek yıl var?” dediğimizde “Sen Allah’a inanmıyor musun?” deseler tımarhaneye göndeririz!

Onun için gelmemeliler, harikalar diyarında, masal adasında kalmalılar.

Onları “yaşayan elçiler” olarak çağa ve hayatın içine taşımaya çalıştığınızda ilk itiraz eden neden bu “kurumlaşmış dinlerin” dindarları oluyor. Böyle yapmakla Peygamberlere saygısızlık yapıldığını, hadislerin, sünnetlerin inkar edildiğini sanıyorlar. Biz böyle konuştukça dört elle o asılsız rivayetlere, hurafelere sarılıyorlar.

Neden?

Ben de diyorum ki bu zaten hep böyleydi.

Hiçbir Peygamber yoktur ki kendisinden sonra getirdiği din ters yüz edilmemiş olsun!

Hiçbir peygamberî söylem yoktur ki kendi çağının “dindarları” ile tersleşmemiş olsun!

Hiçbir Allah’ın kulu ve elçisi, bir beşer nebi yoktur ki devrin “din adamlarının” öfkesini çekmemiş olsun!

Bu devran böyle geldi böyle gidecek.

Zaman kimi haklı çıkaracak göreceğiz…

***

Herkes duysun: Kur’an Allah’ın kitabı olmasa bile ona olan ilgimden hiçbir şey azalmazdı! Muhammed, peygamber olmasa bile onun zamanında yaşasaydım yanında yer alır, davasına inanır, Bedir’de, Uhut’ta, her yerde ona bir şey olmasın diye öne atılır vuruşur, savaşırdım!

Tek bir mucize göstermesini bile istemezdim.

el-Emin (dürüst) hayatı, öksüz vicdanı, cesareti, yiğitliği, mertliği, ekmeğini aşını bölüşmesi, merhametle dopdolu kalbi yeterdi.

İçinde sevgi ve merhamet, doğruluk ve dürüstlük, iyilik ve adalet çağrıları olan, açın, yoksulun, mağdurun, mazlumun, körün, amânın davasını güden Kitab yeterdi.

Varın peygamberi harikalar diyarında dolandırın durun.

Aman yere indirmeyin, çarşılarda pazarlarda dolaştırmayın.

Günde 720 bin kez ezanda tekrar edilen “Muhammed (yalnızca) Allah’ın elçisidir!” sözünü yetersiz bulun, ‘bu yetmez’ demeye devam edin…

Kutlu Doğum etkinlerinden birine gelse eminim içeri almazdınız. “Kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Fahr-i Kainat Efendimiz sallallahu aleyhi ve’ssellemi inkar eden ‘Muhammed’ adında birisi” diye üzerine yürürdünüz.

İbrahim, Musa, İsa…

Hep öyle olmadı mı?

‘Allah’ın kulu ve elçilerine’, 120 binine de selam olsun!

İhsan ELİAÇIK


free page hit counter
''Dildeşinden ayrı düşen yüz türlü nağmesi de olsa; dilsizdir!'' Yol Düşleri
YORUMunuz için :: Paylaşmak için

22 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: hevi | Tarih: 2009-05-04 16:04:57
    Konu: anlamak ve anlaşılmak
    Yazının maksadının tevhid eksenli bir düşünce sisteminin inşası adına faydalı buluyorum bu demek değildir ki yazarın her konudaki düşüncesi eleştireye açılmaz. Vurgulanmak istenen yaşamda pratiği olamayacak davranış biçimlerinin insanlar için örnek teşkil edemememisidir. Ki mekkeli müşriklerin de ençok sıgındıkları bahanaler bunlardı zaten tıpkı yazıda belirtildiği gibi. bir kahindir, cinlidir,buyucudur vs vs.. neden böyle diyorlardı çünkü insan olan beşer onlar için bir sorumluluk getirecekti,bu sorumluluk onları nüfuzlarından siyasi otoritelerinden koltuklarından etiketlerinden tavizler vermesini gerektiyordu. Bu yüzden de toplumların hafızalarında yer eden en çetin uydurmalara sığınmak ve halkı da kendi istekleri dogrultusunda yönlendirmek varlık amaçlarına hizmet edecekti.düşünce dunyamızı şekillendiren her türlu algının iyi analiz edilmesi bizleri daha geniş ufuklara yönlendirebilir bunu söylerken bunun itikati bir sapma olarak degerlendirilmesi çok afaki bir yorumdur. Kurani perspektifle bilincini kuşanmış kişi okumaktan neden korksun ,he türlü yazının bu baglamda okunmasında sakınca görmüyorum açıkçası. Bunun da ötesinde aklımızı elbet kullanacagız başkalarının aklını da ama dilsizin dediği gibi aklımızı kiraya vermeden ve aklımızın vicdanımıza sarkıntılık yapmasınada fırsat vermeden. Kuran elbette mucizevi olaylardan bahseder,bunları uyarıcı ve korkutucu olarak da sunabalir ki sunmuştur da. Ki görmek isteyene yaşamın içinde binlerce emara mucizevi nitelik Allahın varlığına tanıklık etmektedir herdem.

    Allah katında dinin islam olması ilk insandan beri bilinçli bir hal ile algılanmakta bu da bizlerin islamın Kuranla başlamadıgı ama Kuranla tamama erdiği gerçeğini gaybe iman noktasında belleklerimize kazımaktadır. Ve yaratılış amacımıza uygun olarak her peygamberin yuklendiği bir misyon vardır ve bunu Allah kendilerinden bir ahid alarak ve onları saglamlaştırarak şeytanların(iblis ins-cin hertulu tagut vs&#8230;) herturlu tuzagından beri kılarak yapmıştır bu onları seçilmiş kılmaktadır ve ummetleri için de iman edilme noktasında imtihan aracı da olmuşlardır . insanları ve cinleri yalnızca kendisine ibadet edelim diye yarattıgını söyleyen allah nasıl olur da kainatın bir peygamber için yaratıldıgını söyleyebilir . bu Kuran merkezli bir yaklaşıma,diger peygamberlin risaletlerine/düşünüşe/tevhide ve Allahın tüm uluhiyyet sıfatlarına bir hakaret ve ifitiradır. Üstelik söz şu &#8216;sen olmasaydın yaratmazdım alemleri &#8216; denmişse bu sözü kim demiş allah değil mi ,öyleyse bunun bir ayet olması ve vahyide yer alması gerekirdi ki asla böyle bir şey vahiy ruhuyla örtüşmez,örtüşemez. Eger yeryuzu bir peygamber ugruna yaratılmış olsa ne imtihanların manası kalır ne &#8216;la ilahe&#8217; demenin.la ilahe demeden illallah demenin hukmu gibi askıda kalır.

    Kuran okumlarımız heraçıdan bir denge ile okundugunda daha saglıklı bir açılım yakalıyabilcegimizi umuyorum. Bunu gerek dil semantiği,gerek indiği toplum gerek nuzul sebebi ve özellikle siyak sibak ölçüsünda tam bir okuma bizlere dogruya ulaşmada güç verecektir . peygamberimiizn heva ve hevesinden konuşmadıgı elbet dogrudur çünkü mekkeli müşriklere vahiy tebliğ ederken onun hevasından konuştugu sanılıyordu/yada öyle inanmak isitiyorlardı. Allah da onlara kendi lafzıyla meydan okuyordu. hayır o hevasından değil elçiliği ile konuşuyordu elçi kimdi elçi sözü taşıyandı yani allah kendi sözlerine hiçkimsenin heva ve heves demesine fırsat bırakmadı ve bunu Muhammedin dilinden iman edenler için de tescilledi,bu her sözü vahiy anlamında anlaşılmamalıdır.ve elbette ne sadece elçi ne sadece beşerdi. Hem elçi hem beşer üstelik örnek alınacak degerli, latif, ilim ve hikmet sahibi. Onu Allah zaten övmüştür bizden ona hayranlık ilgi ve alaka elbette normal ve güzel olandır hiçbir şey haddini aştıgında güzel değildir ne eksik ne fazla elçi ve güzel insan seçilmiştir selam ve rahmet uzerine olsun.

    Sevgi ve muhabbetimizi koruyarak birbirimizi tekfir etmeden ve dahi hidayet üzre ayaklarımızın sabit kalmasını dileyerek rabbimizin hiçbir işinde kendisine ortak koşulmasını-tevbe etmeden- asla affetmeyecegini bilerek,Rabbimizin bizi razı olacagı ilme ulaştırmasını niyaz ederek, hepinize selam ve saygılar.

    Bağlantı »

  2. Yazan: chamdali | Tarih: 2009-05-03 23:32:37
    Konu: omeyraya
    selam Omeyra

    Bağlantı »

  3. Yazan: omeyra | Tarih: 2009-05-03 01:40:07
    Konu: SÖZLERİMİZ GÜCÜNÜ MAKSADINDAN ALIR...
    SÖZLERİN tesirini hep kullanılan kelimelerden aldığını düşünürüz..(belki düşünmeyeniniz de vardır..Mevlananın dediği gibi,,insan ancak anlamak istediğini alır)..oysa kullandığımız kelime bizim yalnızca bilgi, görgü,akıl ve eğitim düzeyimizi gösteren bir tablodur..tabiatımız değildir..sözlerimiz tohumun toprağı bulması gibi bir başka tabiata ekilirse etkili olur.tablolar gerçeklik değildir ama da, gerçekliğe işaret olabilir..yanılgı da olabilir, gibi..
    Aslında sözlerimiz gücünü maksadından alır..

    Kelimelerin ağırlığını, tartmanız mümkün ve tabi sizin de kelimeleriniz var ise..(kelime tartısı olmayan ne tartsın ki..ve maksat o kadar önemli ki, sözün maksadını tartabilecek hiç bir kantar yoktur yeryüzünde..çünkü hassas teraziler gerekli, maksadı ölçmek için..ve belki sözün tesiri ile üzerimizdeki, maksadı hakkında bir bilgi sahibi olabilmemizi sağlasa da tartacak yoktur işte..İlahi teraziden başka.
    Bazı maksadımız bir kelimede saklanmış, bazı uzun bir cümle de , bazı minicik bir ek te bazı hiç dillendirilememiş, bazı, aşmış haddini olabilir..yüreğin cümlesi olan '' maksad'ı kim çözebilir..bazı yine bir hareketimizde, işaretimizde, bakışımız da, ellerimiz de, hatta burun deliklerimiz de, nefeslerimizi alıp verişimiz de saklanır..kim görebilir ki...Bizi VAREDEN'den başka.
    çoğu zaman anladığımız şeyler duyduğumuz ya da okuduğumuz kelimelerin maksadı bile olmayabilir, ya da daha derin durabilir. Rabbimiz buyurmuyor mu ki '' Rabbiniz sizi en iyi bilendir'' (isra:54)

    Ali İhsan beyin yazısını okuduğumda, anladığım şu idi ki, Hz. Nebi (s.a. v) , hayal kahramanlarından uzak, , hayatımıza taşıyabileceğimiz, bizlere örneklik teşkil edecek , bütün beşeri, içtimai ve Rahman ile olan ilişkilerimizde hep yanımızda bir ışık bir rehber olarak var olabileceğini söyleme muradı taşıdığını okuyor ve bu şekildeki bir murada tüm kalbim ile katılıyorum, muradım oluyor benimde bu isteği...

    birbirimizi anlamaya çalışmak bir sorumluluktur. ancak birbirimizi yargılamakla anlamayı çok zaman karıştırıyor beşer aklımız. aramızı açmayı seven şeytanın terazisine kırılan her kalp ve suçlanan her kişi, haşa tekfir edilen her bir yürek içimizdeki birbirmize cennet kesilme duygusunun ağır basmasını engelleyecek bir ağırlıktır ki, şeytandan yana. birbirini anlama çabası göstermeyen kişilerin örneklik olması ne mümkün. sözü güzelce dinlemek, tezimizi güzelce savunmak iman merkezi yüreklere kalp kırmadan bir kelebek zarifliğince konabilmektir aslolan. yüreklerimiz birbirimizin meydan muharebesi değildir..

    haşa, PEYGAMBERİMİZE en ufak bir hakaret, incitme, yok sayma, hiçe indirme söz konusu olsa idi en başta yüreğinden emin olduğum DİLSİZ ama gönlü derin kardeşimiz haddi zatında bu yazıyı buraya koymayacak kadar latif ve peygamber sevgisi taşımaktadır. mümin güvenen ve güvenilen kişidir.
    lütfen bu latif yüreği kırmayınız daha çok.

    ''SEN MUHTEŞEM BİR AHLAKA SAHİPSİN'' (Kalem:4)

    O İKİ AYAKLI BİR KURAN İDİ başka bir deyişle, KURAN ONUN AHLAKI idi...

    Peygamber Efendimiz (S.A.V) demiştir ki birisi öldüğünde akrabaları cenaze işleriyle meşgul iken,son derece güzel bir kişi gelir mevtanın başının yanında durur.Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer
    Definden sonra herkes evine döner, Münker ve Nekir adlı iki özel Melek gelir,öleni kişisel mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulayabilmek üzere ,göğsünde duran güzel kişiyi ayırmaya çalışır.Güzel kişi der ki.&#8221;O benim refakatim,O benim dostumdur hiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam.Eğer siz sorgulama için görevlendirildiyseniz,görevinizi yapınız.Onun cennete girmesini kabul ettirinceye kadar terk edemem.
    Sonra ölmüş arkadaşına döner der ki, &#8221;Ben, bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur&#8217;anım.Endişe etme,Münker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın.Sorgulama bitince güzel kişi Onun için Meleul Aladan(semadaki meleklerden)misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar.
    Allahın Resulu(SAV) demiştir ki:Hesap gününde ne bir Peygamber,ne de bir melek, Allahın indinde Kur&#8217;andan daha imtiyazlı bir şefaatçi olamayacaktır.


    GÜL ÇANAK OLSUN GÖNÜLLERİNİZ...

    Acizane , Maksadımız, MAKSUDUMUZ hep muhabbet olsun..zira muhabbet MUHAMMEDİN tohumudur.



    Bağlantı »

  4. Yazan: chamdali | Tarih: 2009-05-03 00:56:00
    Konu: isimsize
    Selam

    Olayı kişiselleştirmeye gerek yok. Mesele chamdalinin neye inanıp inanmadığı değil. Ben sadece Kur'an'a değil Allaha, ahirete, kitaba, elçilere, meleklere inanıyorum. Kur'anı da rehber edinmeye çalışıyorum. Umarım başarırım.

    Ayetlerin bbir kısmını bir kısmına tercih etmek bir inananın yapacağı iş değildir. Sanırım bana kafir olduğumu anlatmaya çalışıyorsunuz. Uyarı için teşekkür ederim.

    Ayetleri bir bütün içinde okumak gerek. Şefaatle doğrudan ilgili 30 un üzerinde ayet var. Hepsine göz atın lütfen ve Kur'an bütünlüğünde değerlendirmeye çalışın. Şefaat meselesini bir anda anlamak elbette kolay değil. Zamanla...

    Selam.

    Bağlantı »

  5. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-05-03 00:49:35
    Konu: sebebi nüzul
    chamdali; verdiginiz ayetlerin sebebi nüzulüne bakın, tefsirden okuyunuz mealden kuranı kerimi net anlayamazsınız. sonra ayeti ayetle çürütmeye kalsınız böyle...

    Bağlantı »

  6. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-05-03 00:18:32
    Konu: ah biçare
    chamdali siz sadece kurana inanıyordunuz degil mi? şefaat hakkında verilen ayeti mi begenmediniz? ayeti ayetle çürütmeye mi çalışıyorsunuz? ha gayret ne kaldı şurda kurandan çıkarın işinize gelmeyenleri... peki kuranın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar edince iman nasıl oluyor?

    sümmün bükmün umyun fehüm la yerciun / bakara 18. size hediyem olsun

    Bağlantı »

  7. Yazan: chamdali | Tarih: 2009-05-02 23:48:12
    Konu: selam
    Selam

    Nihat bey, tevbe çağrınıza tebessümle karşılık veriyorum. Tevbe etmemi gerektiren çok halim vardır elbet. Ama altta yazdıklarım asla bunlardan değil. Söylediklerimin hepsi bir bilincin eseri. Kur'ani bir bilincin. Hepsinin arkasındayım.

    Bakara 48,123,254 Zümer 43,44 e de bakar mısınız.

    Yazının buradan silinmesi ne kazandıracak size anlamıyorum. Elbette karar blog sahibinindir. Ama yazı internette bir çok adreste mevcut. İsteyen istediği zaman okuyabilir. Sizi rahatsız eden herşeyi ortadan kaldırmak mı çözümünüz?

    Selam.

    Bağlantı »

  8. Yazan: nihat demirkol | Tarih: 2009-05-02 22:27:35
    Konu: inkar meydanına döndü burası; silin bu yazıyı
    Burası tam bir inkar meydanına döndü. Aslında dilsizmutercim, bu inkarlardan da siz sorumlusunuz; buna, bu yazıyı yayınlamakla, siz izin vermiş oluyorsunuz. Ben görevimi yapayım; şefaat konusunda işte Kuran'ı Kerim ayetleri; şefaat diye bir şey var yani: (Elmalılı Hamdi Yazır meali)

    ***Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makamı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir. (İsra 79)

    ***(O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır. (Meryem 87)

    ***O gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez. (Ta-Ha 109)

    ***Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler. (Enbiya 28)

    ***"Bak bizim için ne şefaatçiler var," (şu'ara 100)

    ***Allah'a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar, o zaman Allah'a koştukları ortakları inkâr ederler. (Rum 13)


    ***Allah'ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna. Nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. (Şefaat sahipleri de): "Hakkı söyledi" derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür. (Sebe 23)

    Bence tevbe edin chamdali; inkar ettiniz, bilmeden konuştuğunuz için belki Allah (c.c.) affeder. Aynı şey, Peygamber Efendimiz'in nurunun ilk önce yartılması konusunda söyledikleriniz için de geçerli.

    Ve Dilsizmutercim, sizi de bu yazıyı silmeye ve böylece chamdali gibi bazı kişilerin inkarlarına ve bu yazıyı okuyacak toy kişilerin aklının karışmasına engel olmaya çağırıyorum. Hem yazıda hem de yorumlarda ortaya konan inkar cümleleri apaçık bir şekilde ortada iken hala bu yazıyı yayında tutarsanız da, artık bilemem; sadece adınıza üzülürüm. çok üzülürüm. çok.

    bilmelisiniz ki yanlış olduğu apaçık olan bir metni böyle ortada tutarsanız, hele de bunu, tefekkür, fikir tartışması niyeti ile yaparsanız, bu apaçık bir yanılgıdır. yanlışın tefekkürü, masaya yatırılması nasıl söz konusu olabilir. ya o yanlışı başkasına bulaştırırsınız ya da bazılarının yanlışını pekiştirmiş olursunuz. böyle bir vebali nasıl üstlenebilirsiniz.

    Bağlantı »

  9. Yazan: chamdali | Tarih: 2009-05-02 20:29:33
    Konu: nihat beye
    Selam

    Dini tanıma sürecinizin hayırla devamını dilerim.

    Ben gayba ait rivayetleri Kur'anla teyid edilmemişse kabul edemem. Kimin önce yaratıldığı beni pek de ilgilendirmiyor. Önce yaratılmak faziletli bir durum da değil. Kainatın Muhammed (A) için yaratıldığı iddiası da Kur'anın teyid etmediği aksine reddettiği bir düşünce. Dolayısıyla bana uzak bir iddia.

    Selamlar!

    Bağlantı »

  10. Yazan: chamdali | Tarih: 2009-05-02 20:22:48
    Konu: isimsize
    Selam isimsiz arkadaş,

    Şefaat/kayırma Kur'an'ın reddettiği bir inanç. Ben de doğal olarak şefaat inancını kabullenmiyorum. Bu konudaki rivayetlerin Kur'anla çeliştiğini düşünüyorum.

    Peygamber, bir yandan şefaatin olmadığı günden bahseden Kur'an ayetlerini okuyup bir yandan da "ben size şefaat edeceğim" mi diyecek?

    Bağlantı »

  11. Yazan: chamdali | Tarih: 2009-05-02 20:14:48
    Konu: göknura
    Selam

    Adem (A) in ne zaman yaratıldığını bilmiyorum ama Muhammed (A) tarihi verilere göre 6. yy da dünyay geldi. Yani Adem'den önce değil. Elimizdeki rivayetler bu tarihi veri ile çelişmekte.

    Bağlantı »

  12. Yazan: ilknurgultepe | Tarih: 2009-05-02 18:41:15
    Konu: Esselam
    Bilgin varsa cahille sakın tartışma..(Hadisi şerif)

    Rabbe emanet olun..

    Bağlantı »

  13. Yazan: nihat demirkol | Tarih: 2009-05-02 17:31:59
    Konu: yazar söylediği akıl tutulmasını kendisi yaşıyor
    "Yeteer bu kadar söz bu yazıya" dedim ama, biraz daha laf edecem zira yazıyı bi kere daha okuyunca, soğukluğunu daha bir duyumsadım; belki edeceğim sözlerin hararetinden yazının soğukluğu makul bir seviyeye doğru ilerler.

    Ama evvela ismimi zikreden "chamdali" adlı arkadaşa bir iki sözüm var; ben, 16 yaşımdan 31 yaşıma kadar inançsız bir olarak yaşadım. (şimdi 33 yaşımdayım) Ben dinimi, iki yıldır tanıdım ve yaşıyorum hamdolsun. yani bana öğretilen bir din yok, ben her şeyi yeni öğrenmeye ve her şeye yeni inanmaya başlıyorum; bir zamanlar "inanılmaz, akıl almaz" dediğim şeyler şimdi gayet makul geliyor bana; aklım kıtmış, sınırlı imiş; her şeyi, bildiklerimin çerçevesinde değerlendiriyormuşum. Peki ama 16 yaşında biri ne bilebilir ki bildiğiyle tartsın. Aynı şey, 50 yaşında biri için de geçerli. Tek çare; teslim olacaksın, gönlünü vereceksin.

    Gelelim yazıya.

    Yazar:

    "Sanki bir masal adasında yaşıyorlar&#8230; Çizgi filmlerdeki gibi uçan kaçan, tavşan deliğinden geçen, kayadan deve çıkaran, balığın karnında yaşayan, ateşe atılınca yanmayan, gökten kanatlı koç inen, denizleri yaran, ölüleri dirilten, gezegenlere yolculuğa çıkan fantastik bir dünya&#8230;" diyor.

    Burda yer verdiği ve fantastik, masal olarak gördüğü bazı şeyler Kuran ı Kerim de geçen mucize yaşantılar: balığın karnında yaşayan Yusus (a.s.), ateşe atılınca yanmayan İbrahim (a.s.), denizleri yaran Musa (a.s.), ölüleri dirilten İsa (a.s.)

    Ve yazar tüm bunların hepsine fantastik, masal, çizgi film gibi diyor. Kuran da geçtiğini de biliyor. Bu insan ne yapmaya çalışıyor. Sözünü ettiği "akıl tutulması" nı kendisi yaşıyor olmalı.

    Ve dilsizmutercim, kusura bakmayın artık söyleyeceğim; sizin gibi biri nasıl olur da bu insanın, tutarsızlığı, daha da ötesi kasıtlılığı açıkça belli olan bu sözlerini fikirhanesi'nde yayınlar.

    Yazar, inkar üstüne inkara gitmiş. Kuran ı Kerim le dalga geçmesi yeterli bir şey zaten ama hadislerde dile getirilen mucize(vi) yaşantıları toptan reddediyor.

    Diyor ki:

    "Bir tavşan deliğinden geçerek masal adasına gitmiş ve orada fantastik bir hayat sürmüş değildir. Doğduğunda ne Kisra&#8217;nın ateşi sönmüş, ne Bizans&#8217;ın gölleri kurumuş, ne de yıldız kaymıştır.

    Hepimiz gibi bir &#8220;beşer&#8221; olarak doğduğunda hiçbir şey olmuş değildir."

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in doğumu öncesinde -Babasının alnında beliren nur gibi- ve sırasında -meleklerin inmesi, doğduğu odanın nurla dolması, meleklerin ona salat etmesi gibi- gerçekleşen mucizeleri reddediyor açıkçası; uydurma olarak düşünüyor olmalı. Sıradan bir şekilde doğmuştur, doğduğu anda hiçbir şey olmamıştır diyor. Kuran-ı Kerim de yazılanı bile açıkça fantastik, masal gibi sözlerle değerlendirdiğine göre buna şaşmamak lazım; şaşmıyorum da artık.

    Israrla: "Sadece bir beşer, sadece bir elçi olsa -ki öyle- inanmayacak mısınız?" diyor. Peki ama "ELÇİLİK" nasıl bir şeydir yazara göre; sadece vahiy postacısı mı? Alır ve iletir o kadar. Sonra da işine bakar. Elçiliğin tanımını yapmak gerek önce. Elçilik, sıradan bir şey midir ki hafif görüyor. Elçiliğin içinde hangi özellikler ve meziyetler var?

    Son olarak, chamdali adlı arkadaşın inkar ettiği Peygamber efendimiz (s.a.v.) in nurunun daha önce yaratıldığına ilişkin bir hadis aktarmak istiyorum. Yine inkar ettiğ şefaat olayını da, araştırması için, kendine bırakıyorum:

    "Bir hadisinde Efendimiz (s.a.v) &#8220;Ben ve Ali iki nurduk; ALLAH&#8217; ı tespih ediyorduk. O&#8217;na hamd ediyor ve tehlil getiriyorduk. Melekler de onu bizim tespihimizle tespih ediyorlardı. Adem yaratılınca onun alnına intikal ettik. Onun alnından sulbüne, sonra Şit&#8217;e intikal ettik. &#8221;

    Allah Rasulü yine bir hadisinde;

    &#8220;Allah önce aklımı yarattı,

    Allah önce kalemi yarattı,

    Ya Cabir, Allah önce benim nurumu yarattı&#8221; demektedir.

    Yeter mi? Sanırım yeter.

    Bağlantı »

  14. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-05-02 16:09:27
    Konu: ''Emrolundugunuz gibi dosdogru olun'' olalım
    peygamberimiz(sav.) şefeat etmeyecek öyle mi? Şefaati inkar mı ediyorsunuz? peygamber efendimiz (sav.) ahirette şefeat edecegine binaen hadisi şerifler var ona ne diyeceksiniz? safsata mı, uydurma mı? Ama Allah'u Teala hazretleri peygamberimizin nefsinden konuşmayacagını buyuruyor,Necm Suresinin başında 3. ayetinde &#8220;O peygamber kendi nefsinden konuşmaz. Onun bütün sözleri vahiydir&#8221; buyurur!!!

    sonra, iman akidelerinde kabir azabı, ahiret, sorgu sual, hesap, ŞEFAAT hakdır buyuruluyor ve böyle 62 tane esas var akaidde bunlardan bir tanesini inkar eden islam halkasını boynundan çıkarmıştır buyuruyor peygamber efendimiz (sav.)

    çok yazık kardeşim bu ne biçim bir inanış, yarın o dehşetli günde nasıl bakacaksınız peygamber efendimizin yüzüne!... en ihtiyaclı oldugunuz anda!...

    Rabbim sizlere de dogru yolu göstersin, gerçekten yüregimde müthiş bir acı duyuyorum sizlerin bu yanlış inanışlarınıza

    Bağlantı »

  15. Yazan: göknur | Tarih: 2009-05-02 14:49:28
    Konu: ..
    Daha kendileri bile içten anlaşamazken, nasıl olurda başkalarına bişeyler anlatabilirler..
    Eğer başkalarını karalama ihtiyacı duymuyorsa bu kelamlar nedir peki:Camide vaaz veren kırmızı fes üzerinde beyaz sarığı ile Sünni hocalar&#8230;
    Kum şehrinde kum gibi kaynayan siyah, beyaz sarıkları ile Şii mollalar&#8230;(i.eliaçık)
    Siz demez miydiniz üslup insanın ilmini yansıtır diye ohalde ilmi bu kadar kör bir insana açmayın hanenizi..Kuran'daki ayeti de muhaliflik olsun diye değil bizzat yerin göğün tek İktidar'ı ne diyor bakın görün diye yazmıştım..kendisinin daha yet(kin) çalışmaları da yukarıda belirttim..
    Peygamberimizin Hz.Adem'den önce yaratıldığı da bir gerçek:&#8220;Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordular:
    - Allah'u Teâlâ en evvel neyi yarattı? Buyurdular ki:
    - Allah'u Teâlâ sizin Nebi'nizin nûr'unu yarattı.&#8221; (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s. 20-21; Envar'ül-Aşıkîn, s. 239-240; Siyer-i Nebi, Cild 1, s. 31; Mevahib-i Ledünniyye, Cild1, s. 26-27; Delâil-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», s.117)
    Neden kabullenmiş değilsiniz anlamıyorum bu kadar açık: Kuran'ı Kerim'de bu mucizeleri yazıyor..Ne diyelim Rabbim bunlara gerek yok biz zaten inanıyoruz bunlar luzümsuz mu? Herşeyi göz önüne alıp öyle kanaate varmanızı temenni ediyorum. Bunlar kafa karıştırmaktan başka bişey değil..
    Allah'a emanetsiniz..

    Bağlantı »

  16. Yazan: chamdali | Tarih: 2009-05-02 14:32:05
    Konu: elçi algısı
    Selam

    Nihat bey ve isimsiz arkadaş,

    Feveranınızı anlıyorum. Söylenenler bize/size öğretilen din algısına aykırı. Ezber bozacak cinsten. Ne ezberi, zihnimizdeki din ve peygamber algısını yerle bir edecek cinsten. Ama doğru bunlar...

    Kainatın peygamberin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı ya da Muhammed (A) in herkesten önce yaratılmış olduğu iddiası en az şefaat edeceği iddiası kadar Kur'ani verilere ters. Umarım bu yazı zihninize düşecek soru işaretlerinin filizlenmesine sebep olur.

    Selamlar!

    Bağlantı »

  17. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-05-02 13:54:47
    Konu: kusura bakmayın yazarı sizin gibi takdir edemiyorum alkışlayamıyorum
    Bu ifadeleri sizden duymak beni gerçekten üzdü dilsiz mütercim kardeşim, peygamber efendimizin(sav.)Adem aleyhisselamdan daha önce yaratıldıgına siz nasıl ironi diyebiliyorsunuz? nasıl yazar bunu hicvetmiş diyerek keyiflenebiliyor, yazarı takdir edebiliyorunuz?

    Evet peygamber efendimiz yaratılışda Adem as.dan önce yaratıldı, fakat dünyaya gönderiliş de ilk dünyaya zuhur eden as. dır. Allah'u Teala hazretleri buyurmuyor mu? Levlake levlak vema halaktül eflak... sen olmasaydın habibim bu alemi yaratmazdım. bu alemi onun hürmetine yarattı Rabbimiz ve Adem (as.)zellesi sonucu Allah'u Teala'dan af dilerken ya Rabbi muhammed'in hürmetine affeyle dedi. zira ben yaratıldıgım zaman başımı arşa dogru kaldırdıgım da LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDENRESULALLAH yazıyordu.ismini kendi isminle beraber yazdıgın kişiden daha kıymetli bir kişi olayacagını anladım. dedi... (celaleyn, Elmalılı hamdi yazır, Ruhul beyan, ruhul furkan tefsirlerini okuyun bu konular orda var bakara suresinde zikrediliyor)

    bunlar israiliyat degil! burda peygamberimizin üstünlügünü vurgulamak için bu şekilde anlatılmıyor, yaratılış böyle oldugu için bunlar anlatılıyor.

    yazarın derdi kimseyi karalamak degil diyorsunuz hayret, peygamberleri, peygamberimizi hafife alan saygıdan yoksun biri daha ne kadar karalayacak ki karalama sayılsın, mucizeleri bile kabul etmeyen hafife alan...

    ayın ikiye ayrılması mucizesini bugün bilim bile ispatladı astronomik haritalara ve uydu fotograflarina yer verdi, bunu gören bilim adamları iman ettiler... peygamberimizin mucizelerini gören cahiliyet döneminin insanları inandı ama bunca delillere ragmen, bu yazar ve yazar gibi düşünen insanlar nerdesin ey cahiliye dedirtiyor...


    Bağlantı »

  18. Yazan: nihat demirkol | Tarih: 2009-05-02 09:10:13
    Konu: O, HARİKA ÖTESİ BİR BEŞER
    Yazar neler söylediğinin farkında bile değil bence; hem saygıdan uzak hem de ilimden.

    En başta, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) den bahederken, sadece ismi ile bahsediyor: Muhammed. Onun Peygamber Efendimiz'i ne kadar sıradan, basit biri olarak gördüğü bu ifadesinden belli. Bu, basit görmenin de ötesinde; hor görme bence. Eğer birine gerçek değerini vermezseniz, onu aşağılamış olursunuz, hor görmüş...

    Yazar, pek çok mucizeyi, gerçeği inkar ediyor; ortada inanılacak hiçbir şey koymuyor. Nerdeyse şunu demeye çalışıyor: ben sadece gördüklerime inanırım, duyup dokunduklarıma. İyi ama yazarın "harikalar diyarı" dediği türden yaşantılar KUran'da da var; İsa (a.s.) ın çamurdan yaptığı kuşa (Allah ın izni ile) can vermesi, Musa (a.s.) ın asası ile denizi yarması, Yusuf (a.s.) ın Mısır'ın yaşayacağı kıtlığı, rüyadan yola çıkararak önceden bilmesi vs.vs.vs. Şimdi bunlarda mı harikalar diyarından örnek yaşantılar. Hayır; bütün bunlar ve yazıda yalan denilen mucize şeyler, birer İLİMm meselesidir ve Allah ın kudretinin göstergesi.

    Yazar harikalar diyarı deyip deyip duruyor, aman yere indirmeyin peygamberi diyor. İyi ama sen anlayamıyorsan, sana inanılmaz geliyorsa millet ne yapsın; anlayamadığın, ufkunu aşan şeylere yalan diyorsun, masal bunlar diyorsun; sen yalancı bir masal ın -pardon kabusun- içinde yaşıyor olmayasın.

    Yazar diyor ki:

    "Böyle yapmakla Peygamberlere saygısızlık yapıldığını, hadislerin, sünnetlerin inkar edildiğini sanıyorlar. Biz böyle konuştukça dört elle o asılsız rivayetlere, hurafelere sarılıyorlar."

    Rivayetler, hadisler asılsız ise ve insanlar birer yalana inanıyorlarsa, inandıkları şeyin ya da rivayetlerin yalan olduğunun senin elindeki kanıtı nedir? evet, senin delilin nedir bunların harikalar diyarı türünden şeyler olduğunun? Hiçbir kanıtın yok de mi? Sadece bir iddia ortadaki.

    Ne kadar çok inkara gitmişin aman yarabbim; elbette ki kainat Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in yüzü suyu hürmetine yaratıldı. E herhalde söz konusu kudsi hadisi de inkar edersin: sen olmasaydın ya habibim, bu kainatı yaratmazdım. Allah aşkına sen neye inanıyorsun; peygamberimz (s.a.v.) in adına, elçiliğine, annesinin Amine, babasının Abdullah olduğuna, Mekke de doğup Medine de büyüdüğüne ve öksüzlüğüne vs. mi sadece?

    Peygamber Efendimiz sadece bunlardan ibaret olsaydı behey aklı yetim, niye bu kadar inkar eden olsun, ben niye on beş yılımı inançsız geçirdim; bebekler bile inanırdı, bebekler, imansız tek kişi kalmazdı.

    Sen bunlara harikalar diyarı masalı ögeleri diyorsan "mirac olayı" na ne dersin acaba; koca karı masalı mı?

    "O sadece bir beşer", " O, Allah ın kulu ve elçisi" ise n'olmuş; Peygamber Efendimiz (s.a.v) in bir beşer olması acaba parmağından su akıtmasına, Ay'ı ikiye ayırmasına, geleceğe dair bilgi vermesine, dokunduğu şeyi bereketli kılmasına vs.vs.vs. engel mi ki? Engel mi? O, tüm bunları kendinde olan bir kudretten mi yapıyor ki; Allah ın yardımı ve izni ile bunları yapamaz mı? Bunların, ancak Allah ın yardımı ve izni ile olan türden şeyler olduğunu bilmiyor musun? İsa (a.s.) körleri nasıl iyileştiriyordu; Allah ın izni ve yardımı ile, Allah tan (gelen ve kendi üzerinden) akan şifa ile. Şimdi bu bir peri masalı mı, harikalar diyarı türünden bir anlatı mı?

    O sadece bir beşer evet ve Allah ın kulu ve elçisi; yani ne firavunlar gibi yüzünü halkından gizleyen, kimseye dokunmayan ve kimsenin kendisine dokunmadığı, çarşı pazara çıkmayıp hep sarayında yaşayan bir hükümdar, ne (İsa (a.s.) hakkında iddia edildiği gibi) Allah ın oğlu, ne de düğümlere üfleyen ve gücünü kendinden sanan bir büyücü. O sadece bir beşer ve Allah ın kulu ve elçisi; onun bir beşer ve kul/elçi olduğunun vurgulanmasındaki amaç da bu; YOKSA SIRADANLIĞI, BASİT BİR İNSAN OLDUĞU değil. Kendisinin, beni övmeyin, demesindeki gaye de bu; beni ilahlaştırmayın, Hristiyanların İsa'yı rab bildiği gibi rab edinmeyin.

    Peygamber Efendimiz bir beşer evet, bir kul ve elçi ama asla SIRADAN, BASİT, sadece vahiy ileten bir elçi değil. O, tüm bunların ötesinde, kainatın kendisinin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, pek çok yüksek vasfı ve kabiliyeti üzerinde taşıyan HARİKA, HARİKA ÖTESİ BİR BEŞER. Aman yarabbim; nasıl olur da o, benim gibi bir günahkarla, cahille, fakirle aynı olabilir. Nasıl olur da basit birine şefaat etme izni verilebilir (şefaat edecek olması da mı yalan yoksa bay yazar), nasıl olur da sıradan bir beşer e her zaman salavat getirmemiz istenir Allah tarafından.

    Yeteerr, bu kadar bilgiden ve edepten yoksun bir yazıya bu kadar söz yeter.

    Bağlantı »

  19. Yazan: chamdali | Tarih: 2009-05-02 05:44:27
    Konu: elçi
    Selam,

    Kur'an, bize ayağı yere basan, bizim gibi bir elçiden bahseder. Gelenek ise mucizevi, yarı ilah, erişilmez bir elçi portresi çizer. Geleneğin önümüze ördüğü kalın duvar, Kur'an'ın tanıttığı elçiyi görmemize engel oluyor. Bu yazı da duvarı aşma noktasında kurulan merdivenin bir basamağı olur inşaallah!

    İhsan hocanın çabası takdire şayan. Meryem kardeşimin yazıyı sayfasına taşıması da en azından bir teşekkürü hakediyor.

    Selamlar!

    Bağlantı »

  20. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-05-01 19:16:17
    Konu: açıklama
    E.Ali degilim sadece bu kıymetli abimin yazısının linkini okumanız için verdim. yorumu oraya yapın buraya degil
    ...
    Peki, teşekkür ederim.
    Ali kardeşim benim de kıymet verdiğim bir kardeştir. Birbirimizin fikirhanesine gelip gideriz. Yazımla eş zamanlı bir yazı olunca tevazu gösterip linki paylaştı diye düşündüm. Teşekkür ederim. Yine de isim konusundaki hassasiyetime vurgu yapmak isterim, selam ve kardeşlikle...

    Düzenleyen dilsizmutercim gün: 1/5/2009 saat: 19:38

    Bağlantı »

  21. Yazan: göknur | Tarih: 2009-05-01 11:21:55
    Konu: İhsan Eliaçık beye..
    (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın. (Bakara Suresi, 60)
    eğer siz Kuran'ında böyle bir masal yazdığını (haşa)düşünüyorsanız başka söze hacet kalmaz..Risale i Nur bunları peygamberler yapmış demiyor, Allah cc yaptırmış diyor..
    Açıkcası sizin sadece amacınız kaynak gösterdiğiniz isimleri karalamak.. Risale-i Nur'un tezini çökertmek bir kişiye kalmışsa eğer sizin tezinizi de çüretmek Kuran'ı Kerim'e kalmış değerli kardeşim..
    Tebliğ dönemindeyken insanlar böyle şeylere aç değiller miydi, bu hal vukuatlar tekrar bulmasın diye bu çaba..
    Kutlu Doğum Serenatlarıda Elçimize, Muhammed'e (sav)..
    Bu arada dikkat çekiniz Hz. Muhammed (sav) kendilerine 'Efendim' denmelerini istemediğini, kendisi dikkat çekilmesini isterken neden ''Kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Fahr-i Kainat Efendimiz sallallahu aleyhi vessellemi...'' diye yazmış merak konusu..
    sanırım şeytan kendisini de uçurmuş..
    Kalplerin tabibi, gözlerimizin nuru ve ziyası, bedenlerimizin afiyet ve şifası olan Hz. Muhammed'e ve ailesine selam ve salat olsun..
    ...
    Esselam kıymetli dost,
    uyarını İhsan Bey'e hitapla yapman latif bir nezaket. Teşekkür ederim. Önce şunu belirteyim;
    ''Kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Fahr-i Kainat Efendimiz sallallahu aleyhi vessellemi...'' ifadesi daha çok tasavvufi bir öğretidir. Çeşitli kurslarda yatılı olarak eğitim alırken bu öğretiyi öyle abartırlardı ki bu fikri desteklemek için Rasulullah'ın ''Adem''den önce yaratıldığı fikrini anlatırken Hazreti Adem'in balçığına ruh üflenip başından canlanmaya başlarken daha henüz tüm vücudu can bulmamışken Rasulullah'ın kendisinden önce yaratıldığına oradaymış gibi şahitliğe kadar, isralilayatlarla tezlerini envai çeşit örnekle beslerler. Yazar da zaten bu ifadeyi tırnak içine alıp ironi yapmış, hicvetmiş. Rasulullah'ın kıymetli olması için bizim böyle israiliyatlara ihtiyacımız yok.

    Yazarın derdinin de kimseyi karalamak olduğunu düşünmüyorum. Üslubunu eleştirebiliz pekala, tabii. Bir tezi sürekli birilerinin fikirlerine muhalif olarak inşa etmek pek sağlıklı bir durum olmasa gerek. Kendisinin bundan daha yetkin çalışmaları olduğunu düşünüyorum.
    Bir de uydurma atıfların, gayri Kurani tasvir ve mucize yakıştırmalarının eleştirilmesi ile Mucizenin reddedilmesi mevzusu da ayrıca değerlendirilmeli diye düşünüyorum.

    Şimdilik selam ve kardeşlikle... Benimle üslubu koruyup hak bildiğini paylaşma zahmetinde bulunduğun için çok teşekkür ederim. Muhabbetle...

    Düzenleyen dilsizmutercim gün: 1/5/2009 saat: 17:53

    Bağlantı »

  22. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-05-01 11:16:20
    Konu: yazık size bu fikirleri benimsemenize
    ***
    Verdiğiniz linkten bahsettiğiniz kardeşe gayet saygılı bir yorum yazıp istifade ettiğim yazı hakkındaki fikrimi beyan ettim. Lakin yorumlarımı yayınlamadan kendi cevaplarını yayınladı. Bu hiç adil bir davranış değil. Verdiğim linkleri yayınlamak istemediğini bahanesine rağmen, linkleri kaldırıp en azından beni töhmet altında bırakmayacak şekilde davranabilirdi yahut kendi cevabını da özelden iletebilirdi diye düşünüyorum. Fakat kendisine yazmadığım ifadeler üzerinden cevap verip, fikri bir eleştiri yerine alayvari cümlelerle itham ile yetindi. Maalesef saygıda kusur etmediğim halde misliyle mukabelede bulunmadığı için linki buradan kaldırıyorum. Hayli üzgünüm.
    ...
    Link verdiğim bu kardeşimin yazısını okuyunuz lütfen, peygamberimiz sıradan bir insan mıydı...
    ...
    Ben Peygamberimizin sadece bir postacı olduğuna, basit bir insan olduğuna inanmıyorum. İhsan Eliaçığın kanaati de öyle olsa Rasulullah vesilesiyle bize ulaşan kitaba bu kadar emek vermezdi herhalde. Sadece toplumda yaygın bir şekilde kabul edilen bazı atıf ve hurafelere değiniliyor. Bir yerde bir beşerdi elbette. Ama Peygamberlikten evvel de güzel ahlak üzere erdemli bir insan olmasına rağmen vahiy O'nu inşa edip ''hazret'' yaptı.Yani fiilleri bizim için örneklik teşkil ediyor, fakat ulaşılamaz bir uluhiyet isnad edecek şekilde tasvirlere hacet yoktur kendisinin kıymetini ve hazretliğini vurgulamak için. Bu yazıyı üzerine birlikte tefekkür edelim diye paylaştım. Hemen yazıklanmanız gerçekten üzücü. Verdiğiniz linkteki yazıyı 2 defa okudum. Ben vahhabi değilim sadece müslümanım. Ama onlar da sizin gibi kardeşimdir. İmanını geleneksel öğretilerin tortusundan ayıklamaya çalışan bir mümin olmaya çalışıyorum. Farklı düşünen kardeşlerimizi şefkat, muhabbet ve kardeşliğimizi esirgememeyi temenni ediyorum. Doğru bir Peygamber tasavvuru için önce Allah'ın Kuranda ki peygamber tasvirlerine bakmamız yeterli olacaktır. Muhalif olduğunuz durumlarda kardeşliğimiz zedelenecek değildir, kimliğinizi gizlemeye hacet yoktur.

    yazıda geçen şura 42 nin meali orjinaliyle uyuşmuyor sayıda bir problem var sanırım:

    ancak [başka] insanları baskı altına alan ve yeryüzünde gaddarca davranarak her türlü haksızlığı yapanlar suç işlemişlerdir: onları şiddetli bir azap beklemektedir.şura 42

    Alıntıladığınız ayeti ben meal taramalarımda bulamadım. Birkaç alevi sitesinde aynı şekilde alıntılama var ve Şura 22. ayete dayandırmışlar. Lakin yine ayetler örtüşmüyor, şöyle ki ayetin meali;

    (O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur.

    Tekrar sağlamasını yaparsanız sevinirim.

    Ahzab 56 daki: salat kavramının da irdelenmesi gerektiğiini düşünüyorum.
    Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.

    Şu'ra 22 yahut 42 vesilesiyle taratıp ulaştığım ayetlerden tekrarların pek çoğundan sakınarak paylaşabileceklerim alttadır sizin atfettiğinize benzer bir anlamda ayetle karşılaşamadım, yine istişare ederiz inş. üzerine:

    En&#8217;âm 90
    (Mekkî 55) İşte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy. De ki: Ben buna (peygamberlik görevime) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Bu (Kur'an) alemler için ancak bir öğüttür. *

    Yûnus 72
    (Mekkî 51) "Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana müslümanlardan olmam emrolundu."

    Hûd 51
    (Mekkî 52) Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Yûsuf 104
    (Mekkî 53) Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini ifa için) onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an, alemler için ancak bir öğüttür.

    Kehf 77
    (Mekkî 69) Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi.

    Furkân 57
    (Mekkî 42) De ki: Buna karşılık, sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum.

    Şuarâ 41
    (Mekkî 47) Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.

    Şuarâ 109
    (Mekkî 47) Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

    Şuarâ 127
    (Mekkî 47) Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

    Şuarâ 145
    (Mekkî 47) Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

    Şuarâ 164
    (Mekkî 47) Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

    Şuarâ 180
    (Mekkî 47) Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

    Yâsîn 21
    (Mekkî 41) "Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir." *

    Sâd 86
    (Mekkî 38) (Resulüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim.

    Şûrâ 23
    (Mekkî 62) İşte Allah'ın, iman eden ve iyi işler yapan kullarına müjdelediği nimet budur. Deki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse onun sevabını fazlasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir. *

    Tûr 40
    (Mekkî 76) Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında eziliyorlar mı?

    Kalem 46
    (Mekkî 2) Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    Düzenleyen dilsizmutercim gün: 3/5/2009 saat: 06:58

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »