< Parmaklarında Görünmez Çürükler - Tek kişilik gizli empatik örgüt! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri! - Blogcu





"İsterler ki kağıtlarına sığsın düşüncelerim, saksılarına duygularım!" "Oy kullanma hakkının bir şeyleri değiştirmesi mümkün olsaydı çoktan yasaklanmış olurdu!"

25/5/2009

Parmaklarında Görünmez Çürükler



Hafif uzamış tırnaklarını birbirine kanırtarak garip ama iç gıcıklamayan bir ses çıkartıp duruyordu. Çıt çıt, çıt... Aslında bunu utandığı yahut kızdığı zamanlarda da yapardı. Sırf bu masum, garip tavrı için bile severdim onu. Ama entafındakiler elbise askılarını hep aynı yönde dolaba yerleştirmesi gibi hakkındaki pek çok gerekli, gereksiz ayrıntıyı bilmediklerinden bu dışa vurum ne kadar anlamlıydı onlar için bilemiyorum. Muhtemelen o da bu ses kulaklarını gıdıklıyordur ve etrafındakiler de bundan muhtelif anlamlar çıkartıyorlardır, diye düşünüyordü.

Kalemin tersini bağrına bastırarak ucunu açanları severim, dedi. Bunu yaparak kendisini dinleyen bir öğrenciye yarım yamalak bir tebessümle baktı. Parmaklarında görünmez çürükler olan biriydi o. Kendisinden bahsederken yüz hatlarından, üzerindeki giyisilerden bahsetmemi bekleyenleriniz olbilir. Ama bu kısımlarda kara kara kalemin gölgelerini kullanma konusunda anlaştık onunla, deyip geçiştirmeyi yeğlerim sizi. Hem bunun ne önemi var! Size etraftaki onlarca meraklı gözün sahibinin psikiyatri öğrencisi olduğundan, koca anfide gözlerini kısıp uzaklara baka/bile/n nadir kişilrenden birinin; konu/k sandaliyesinde oturan, parmaklarındaki sızının bir benzerini aklında da taşıyan olduğundan bahsetmem yine de bir şeyleri değiştirir mi dersiniz? Yüzündeki tek bariz kırışıklık tebessüm izleri ve göz çevresindeki uzaklara bakıp durmadan mütevellit uykusuz gecelerin yadigarı göz altı sandukalarıdır diyebilirim sadece.

Derin derin nefes aldı. Neden burdaydı. Birden kalkıp gitme fikri kabardı içinde. Sanki doktor da bunu farketmişti ki sıkıntıdan parmağındaki yüzüğü ovuşturarak kendisine bakıyordu. Eş zamanlı olarak o da çıkartıp attığı saatten arta kalan, bileğindeki boşluğu ovuşturmaya koyuldu bir müddet. kisinin de onca nesne arasından can sıkıntılarını dışa vurmak için bu nesneleri seçmiş olmalarının bir anlamalı olmalıydı. Keşke herkes yapması gerekene bu kadar muntazam uymasaydı da salonda kendisinden başka bir şeyle de üzerindeki dikkati paylaşabilseydi. Ama burada öyle farklılıklara tahammül ve cesaret olmazdı pek, biliyordu bunu.

Etraftaki uğultuları ciğerlerinden boşalttığı havanın hırıltısıyla bastırmayı istermişcesine derin ve uzun soluklar alıp verdi. Buraya geliş vizesinin hayalindekinden ne kadar da uzak olduğunu düşünürken öfke kanında dolanıp, alnında birikmeye başladı. Ter bastı. İşte anfide dersteydi. Üstelik konu/k da kendisiydi.

Doktor ona yeteri kadar zaman tanıdığını düşünmüş olmalı ki, artık kısaca kendisini tanıtmasını istedi. Zaten dakikalardır susuyordu ama bu sorudan sonra duruşunu biraz değiştirip başka bir şivede susmaya devam etti bir müddet. Bir insan daha kaç lehçeyle susabilir ki hayatta. Sesli söyledi mi tam bilemiyorum ama, kim olduğumun ne önemi var der gibiyidi. Sokakta tanımak için kendinize, tanıtmak için bize fırsat vermediğiniz varlıklardan biriyim sadece. Aslında şimdi de beni tanımak için istemiyorsunuz kendimi tanıtmamı bunu hepimiz gayet iyi biliyoruz.

Peki, dedi doktor biraz bozularak. En azından bize anlaştığımız gibi nasıl olduğundan bahset biraz. Yutkundu, yine sağ elinin parmaklarını, sol bileğinde bir müddet önce çıkarttığı saatin kayış izi üzerinde gezdirdi. Yeterince sessizlik olmadan duyulamayacak bir sesle konuşmaya başladı. Böyle olsun istiyordu, çünkü gerçekten dinlemek istemeyenlere sesinin çarpıp kendisine tekrar geri gelmesinden yorulmuştu. Konuştukça etraf da sessizleşiyordu. Parmaklarında görünmez çürükler vardı. Nereye uzandıysa hep kapı aralarında sıkışmıştı elleri. Topuklarıysa hep ayakta durmaktan nasırlaşmıştı. Yine de en yumuşak noktası kalbiydi varlığında.

Şöyle dedi; doğduğumdan beri bir saat gibiydim. Nice asit yağmurları altında kaldım. Eşyadan esen rüzgar çehremi eskitti. Pörsümüş takatimle yine de yoluma devam ettim. Hiç teklemedim. Bir gün yine böyle muntazaman başladım güne. İçimde yankılanan gürültülerin varlığımın işleyen dişlilerinden gelen sağlıklı sesler olduğunu sanıyordum. Her gün olduğu gibi, tik tak tik tak... Geçen zamanın hayatımın arka fonunda çalan sesiydi bu, bilirsiniz. Ya da bilmezsiniz... Her neyse, birden bu bildik tik tak, tak dedi kaldı. Tarif edebileceğim hiç bir şey hissetmiyorum o günden beri. Beynim fazla su çekmiş bir sünger gibi. Yandıkça eğilip bükülen bir kibrit gibi hayatım. Ateş hep parmaklarıma dokunacak mesefeye kadar tüm rüzgarlara inat yanmaya devam etti ama tutuşturulması gerekene dokunmadan söndü sonra parmak uçlarımda. -Sonu olmayan bir eğrinin yakınında çizilmiş bir doğru gibi, uzadıkça eğriye yaklaşıp, bir türlü ona tam kavuşamıyorum.- Onca emekle verdiğim şekil ve kurduğum cümlelere bir ateş dokunuyor ve çehresi değişiyor her şeyin. Hayatın örs ve üzengisinin darp izleri ruhumda. Her yerden bir körük kaldırmış başını sura üfler gibi üflüyor.

Ama yalnız olmadığımı biliyorum bu biraz iyi geliyor saçma da olsa. Çoğu kez yanlış yerlere koyduğumuz virgüllerden nefesim/iz kesiliyor. Ya da koyamadığımız noktalardan. Nokta koyacak yere yakıştırdığımız üç noktalardan... Soru işareti yerine erkenden bir kolaycılıkla seçtiğimiz tırnak işaretleri usumuza sus payı olsa da içimizdeki boşluğu ekşitmekten ve bize zaman kaybettirmekten başka işe yaramıyor. Ne noktayı ne de üç noktayı hak edebilmiş arafta cümleler çöpülüğinde boğuşuyoruz pek çok defa. Ahengi yitiriyoruz. Hayatın imlasını söküp, düzgün bir cümle kurmak ne de güç.

Aslında nasıl olduğumu gerçekten merak etmeyenlere cevap vermekten pek hazzetmem. Tıpkı aynı soruya sadece teşekkürle cevap verenlerden hazzetmediğim gibi. Ve nasıl olduğumu anlatacaksam, gerçekten bir kulaktan ötesini bulabilmişsem yalan söyleyecek de değilim. Şimdilik bir istisna yapmam gerekiyor. Demek nasıl olduğumu merak ediyorsunuz siz ve öğrencileriniz. İyi değiliğim! Ama bunun farkındayım. Peki siz beni dinlerken kendi sağlamanızı yaptınız mı? Sizin tik taklar ne alemde?!. Yoksa size de su geçirmezlik kabiliyeti mi kazandırıldı. Canınıza tak etse de akordu bozma lüksünüz yok mu?!.

Sonra kalkıp sınıfı terketti. Akşam pencereden atlayan arkadaşı yüzünden kolları çıkartılmış camdan dışarıya bakmak üzere odasına doğru ilerledi.

Küçüktüm. Hastane ziyaretine giderken alınabilecek onca hediye arasından kalkıp bir saat almıştım ona. Aslında bir tane de kendime almalıydım. Onsuz geçen zamanın çetelesini tutmak için. Hala aklıma geldikçe ürperirim, nerden aklıma gelmişse. Alıp takmıştı eskisinden boşalan bileğine. Onu ritme kavuşturacak bir anlama ihtiyacı vardı. Kavrayabileceği, hissedebileceği... İyi/leşmesi için yeterli bir sebep olabilirdi bu yahut onu bulmak için güç toplayıp ikna etmeliydi kendisini. Belki de hediyem işe yaramıştır. kim bilir. Şimdi de olsa bir metronom aleti alır baş ucuna bırakıp, Asr Suresi okur ağlardım. Hayatın imlasını söküp, düzgün bir cümle kurmak ne de güç!..

Dilsizmütercim: Meryem Rabia Taşbilek

El Yordamıyla Yazılmıştır
...
..
.
free page hit counter
''Dildeşinden ayrı düşen yüz türlü nağmesi de olsa; dilsizdir!'' Yol Düşleri
YORUMunuz için :: Paylaşmak için

5 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: bolahenkk | Tarih: 2009-05-29 08:51:48
    Konu: HAYIRLI CUMALAR
    (Günlerin efendisi Cuma,
    Ayların efendisi Muharrem,
    Ağaçların efendisi sedir ağacı,
    Dağların efendisi Tur-i Sina,
    Habeşlilerin efendisi Bilal,
    İranlıların efendisi Selman,
    Sözlerin efendisi Kur&#8217;ân,
    Kur&#8217;ânın efendisi Bekara,
    Bekara Suresinin seyyidi, yani efendisi Âyet-el-Kürsi&#8217;dir.) [Deylemi]

    Bağlantı »

  2. Yazan: gulumcan | Tarih: 2009-05-28 19:29:36
    Konu: ,,,
    Dünya madem fânidir.
    Hem madem ömür kısadır.
    Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur.
    Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır.
    Hem madem dünya sahipsiz değil.
    Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir müdebbiri var.

    Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır.
    Hem madem "Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez."
    Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır.
    Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.


    Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.



    Selam ve dua ile..

    Bağlantı »

  3. Yazan: heranduam | Tarih: 2009-05-27 12:49:51
    Konu: ..
    "Ey cemaat, şunu biliniz ki,siz;müntehibsiniz.Ben ise;müntehabım.Gideceğimiz yer ise;müntehabün ileyhdir..
    Sizin yaptığınız işe de intihab denir.İntihab ise nuhbeden gelir..Nuhbe,kaymak demektir.
    Unmutmayın ki, bir şeyin altında ne varsa kaymağıda o cinsten olur.Yoğurdun üstünde,yoğurt kaymağı,sütün üstün de süt kaymağı,şapın üstün de şap kaymağı bulunur...
    müntehiblere de müntehablara da selamlar..

    Bağlantı »

  4. Yazan: monolog sakini(omeyra) | Tarih: 2009-05-26 09:47:27
    Konu: bir dostu bulduran kayboluşlara hazır hep yüreğim...
    gözyaşı ile gelir oldu artık kelimeler...

    kaç kere kırıyorum kalemini ruhun.

    düşsel bir zemin üzerinde toplarken gecelerden arta kalmış kırıntılarını yüreğin, tökezleyen ayaklarımın kanayan yerlerine basacağım pamuk düşlerinizi kanatmaktan korkup içe kaçarken tekrar uzayan cümlelere bir virgül bulup sığınacağım durakların hayalini kurmama müsade etmiyor tuz basmalarınız yaralarıma...

    seviyorum sizi ve belki de bundandır kanattığınız için yaralarımı, merhem niyetine sürüveriyorum tuz basmalarınızı. dosta gelmesin başa gelsin , ben razıyım yeterki üşümesin-yanmasın..yetmez mi, yetmedi mi kanamaların/kanatmaların/ kanat/lan/maların ... sana uçacağım bir kanat bırak mıyorsun...hele bir soluklanasın , göğüm olasın..

    nasılda titreyerek süzülü yorum, mutluluktan daha büyük bir sevinçle s/üzülüyorum..ama hep sen alıyorsun gurbetin acısını, olmuyor-olmamalı..sırada bekliyorum, hala bekliyorum, hala...

    yüreğimde, sessizce aynı nefesle yol alırken yüreğinin kelimeleri , ah dönüşlerim, ne de çok kayboluyorum.kaybettiğim her kendimde hep seni buluyorum.seni bulmak sevgili kılıyor kayboluşları.. bir dostu bulduran kayboluşlarda, çıkamayışlarda içinden kelimelerin, virgüllerin çoğalmasına aminler çoğalırken, yitirdiğimde artık ben'i unutturan kelimeleri, bilmem ki beni toplamaya bin hamal gelir mi bu arada, virgülsüz yazsa idim cümleyi, tekrar başlara dönmekten ar ederek, bir dostu bulduran kayboluşlara hep hazır yüreğim...

    gönlün dert görmesin, Rabbim kelimesi kılsın seni kıymetli can. ruhlara dokunuversin. sen sana ait değilsin, bilesin...

    sevgiyle kalasın , beni bulasın...
    ...
    Topal varlığıma göre fazla latif bir mukabele olmuş dost.
    Dosttan yana baktığın gönül aynasının çokça aydınlık sırrındandır.
    Dualarına amin diyebiliyorum sadece, başımı eymiş bir halde.
    Meveddetle...


    Düzenleyen dilsizmutercim gün: 26/5/2009 saat: 16:57

    Bağlantı »

  5. Yazan: sükuti | Tarih: 2009-05-26 09:17:28
    Konu: , . ! ; "" ...

    "Bir insan daha kaç lehçeyle susabilir ki hayatta"

    "Çoğu kez yanlış yerlere koyduğumuz virgüllerden nefesim/iz kesiliyor."

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »