< Mackinac - Tek kişilik gizli empatik örgüt! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri! - Blogcu






"İsterler ki kağıtlarına sığsın düşüncelerim, saksılarına duygularım!" "Oy kullanma hakkının bir şeyleri değiştirmesi mümkün olsaydı çoktan yasaklanmış olurdu!"

13/6/2009

Mackinac


Mackinac

Bazen insanın kendisiyle arasına bir mesafe girmeye başlar. Zamanın hızına göre adımları kısa kalır. Ben de şimdilerde ''uzun kalan tanrı misafiri, daha çok içsel, bir fetret''i en iyi şekilde ağırlamaya çalışıyorum ki, akleden kalbimdeki misafirperverliği kıskanıp inşirah da uğrasın beldeme. Nasırlı parmakların bile hissedebildiği türden, kapı gıcırtısı gibi iç gıcıklayıcı, pütürlü bir yolda ilerlerken bulabiliyorsunuz kendinizi iç ya da dış dünyanızda. Üstüne üstlük, bir de insanların pütürlü kısımlarıyla ovularak törpüleniyor kelimeleriniz. Hal böyle olunca da dilsizliğinizin demirine su veriyor zaman. Sükutun yapraklarını yola yola bir çığlık kabarıyor kursağınızda. Asrın pençeleriyle açılmış yarıklarınızdan sızıyor tüm bunlar. O yarıklar ki gecelerin kırılgan parmaklarıyla kanırtılıp duruyorlar gözlerden ırak demlerinizde.

Öznesi, yüklemi, yerli yerinde bir cümle kurmaktı niyetim yola çıkarken. Eyleme dökebileceğim sağlam bir cümle, sağlam bir muhasebe. Bir formül bilmiyor/d/um bunun için. Sadece yola koyuldum daha bir derinlemesine tefekkür edebilmek niyetiyle. Sürekli ruhunuzun pullarının döküldüğü mekandan uzaklaşıp, yolcuğun gölgesinde daha bir serin düşünebilmek muradıyla... Kurabildim mi derseniz o cümleyi, en azından sağlam bir yerde, soluklanabileceğim bir virgüle kadar geldim diyebilirim size. İçimde ve dışımda sabrın eskiyen pazenlerini değiştirmeye dair bir eylem/di bu.

Haritadan bir yer seçtim. Mackinac diye bir ada ve civarı. Yaklaşık 400 küsur mil mesafedeydi bulunduğum şehirden. Atlayıp bir vesaite planlamadan yolculuk yapmayalı uzun zaman olmuştu. Hayli iyi geldi ruhumun pütürlü, birbirine sürtündükçe derinlerime dokunup, kendi kendini yaralayan yerlerine. Yollara düşmek için yola çıkmanın, gurbette gidecek pek bir kimsesi, varacak bir yeri olmayan biri için fazlasıyla anlamlı olduğu söylenebilir.




İnsanoğlu aslında köprülerden geçerken gayet dikkatili, diye düşündüm köprünün üzerindeyken. Genelde köprüden önceki son çıkışlarda afallıyoruz. Aslına bakarsak en çok düz yollarda tökezleyip düşüyoruz. Toplasanız bu ufak, önemsemediğimiz düşüşleri belki de derin bir uçurum mesabesine denk düşecektir.

Korkmadın mı köprüden geçerken, dedi bir dost. Manzara o kadar güzeldi ki,  insanı uyuşturuyordu sanki. Kendimi boşluğa salıp, aşağıdaki nehire bırakasım geldi.




Bu da bir çeşit su değirmeni. Lakin buğday öğütmek yerine içerisine kurulmuş bir sistem sayesinde suyun gücüyle odun kesiyor. Ve sanırım broşürde gösterildiğine göre kesilen büyük gövdeli ağaçlar eskiden nehir vasıtasıyla farklı yerlere ulaştırılıyormuş.




Doğu ülkelerinden birinde, yahut Türkiye'nin doğusunda böylesi bir yolculuk yapmış olsaydım kim bilir kimlerin hayatına dokunur, kimlerin kaderinden pay alırdım. Nicelerinin hikayesine girer, pek çoklarının hikayeme ilişip, kalbimde yer etmelerine şahitlik ederdim. Oysa burada belki de benim nasibime birkaç selamlaşmadan öte kimsecikler düşmedi. İnsanlar büyük şehirlerden küçük kasabalara, birbirlerine dokunmadan fakat birbirlerine çok yakın bir mesafede kendi yörüngelerinde dönüp durmaktalar burada. Her gece köpüren bir deniz gibi şehir posasını bırakıyor zamana. Kimileri hayatın rahmine yapıştıkları yerden düşüyor, kimileriyse yeni yeni tutunuyorlar. Ama ekseriyetle yalnız...

Sadece bir sanat sergisini gezdiğim Grand Rapids ismindeki küçük şehirde pek çok defa bir Amerikalı ve bir Afro-Amerikalıyı aynı araç içinde yan yana çiftler olarak görmek şaşırtıcıydı. Zira hala Amerikalılar ile Afro-Amerikalılar'ın evlilik oranı diğer ülkelerden insanlarla evliliklerinin aksine %1 oranında seyrediyor diye işlemiştik derste.


Bir sincap yol üzerinden geçen elektrik tellerinden karşıdan karşıya geçiyor. Kimsenin yüreği ağzına gelmiyor. Aynı dem bir cambaz ip üstünde terliyor, herkes yine soğuk kanlı. Çok para ediyor zira onun sendelemesi de, düşmesi de. Bir insan düz yolda ilerliyor, kimsenin yüreği ağzında değil. Oysa ki en fazla endişelenmeyi o hak ediyor-Bu da parkta gördüğüm sincabın söylediği olsun...






Cadillac diye bir kasabadan geçti yolum. Kısa bir yemek molası sırasında bu ismin nereden geldiğini merak edip sordum etraftakilerden birine. Bana bu ismin eski bir Kızıl Derili şefinin ismi olduğunu söylediler. Ne ilginç, önce öldürüp sonra anısına isimlerini şehir ve kasabalara vermek. Kendisi hayattayken heykellerini diktiren diktatör zihniyet kadar ironik bir eylem. Yine Mackinac'ta bir Kızıl Derili müzesini gezme imkanım oldu. Bahçesinde elinde incil bir aziz heykeli, içeride birkaç sembolik bilgi dışında sadece ticaret amaçlı açılmış bir mekan. Katlettikleri insanlardan ve kültürlerinden lütfedip geriye bıraktıkları birkaç sembolik şeyin ticaretini yapma arzusu insanın bir yerde mğdesini bulandırıyor. O kadar bilgi arasından sunulan göstermelik şeyler insanların aslında yaşananları bildiklerini düşünmeleri sebebiyle gerçeğe ulaşma iştiyaklarının da önüne geçiyor böylelikle.

 




Bu ufak kulube de bir evin bahçesindeydi. Depovari bir yer. Ama çok eski püskü ve bakımsız da olsa masalsı bir havası vardı. Sizinle de paylaşmak istedim. Şimdilerde masa üstümü şenlenlendiriyorum kendisiyle...





Bu kayanın fotoğrafını çekerken de neredeyse bir yılana basıyordum. Yılan ayak ucumdan hızla kayaların arasına kaçtı. Bir dostum yakınlarda kendisine ''şerbetli'' denilen kişilerden bahsedip, bana atıfta bulunmuştu latifeyle. Bu yılan vakasından sonra ben de kayaya şerbetli kaya deyiverdim. Üzerindeki latif izle daha güzel bir ismi de hak etmiyor değil gerçi...




Bu bank da yolculuğumdaki son durağım diyebilirim. Bakmaya kıyamadığım bir aralıktan göğü yoklamak istedim burada oturup. Ve ardından bir niyaz yükseltmek göğün sahibine. Belki de böylelikle bir düğümü çözüp alnımın kırışıklıklarından, bir tebessüme bağlayabil/ir/dim.

Gökten bir su indirdi de vadiler, kendi miktarlarınca sel olup aktılar. Sel de suyun yüzüne çıkan bir köpük yüklendi. Bir zinet eşyası veya bir değerli mal yapmak için, ateşte üzerini körükledikleri madenlerden de onun gibi bir köpük meydana gelir. İşte Allah hak ile batılı böyle çarpıştırır. Fakat köpük atılır gider, insanlara faydası olan ise yerde kalır. İşte Allah böyle misaller verir. Ra'd 17




Bu da yola koyulmadan hemen önce Chiacago'da karşılaştığım bir araç. İçine park banklarından monte etmişler, fotoğraflara bakılırsa sahibi hayli otantik yaşlı bir adam. Pek çok kutuda kara kalem resim arşivleri vardı kapalı kapısının camından görebildiğim kadarıyla. Pencerelerinde de muhtelif şarkıcı, şair, düşünür ve benzerlerinin karikatürvari resimleri hayli dikkat çekiciydi. Belli saatlerde arabanın açıldığı yazıyordu. Nasip olur da tekrar denk gelirsem tadı damağımda kalmış merakı giderip aklımı doyuracağım bu konuda. İnşeallah sizinle de paylaşırım. Virgülüne kadar geldiğim cümleye dair hasbihal de başka bir vakte kalsın...

Dilsizmütercim


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
free page hit counter
''Dildeşinden ayrı düşen yüz türlü nağmesi de olsa; dilsizdir!'' Yol Düşleri
YORUMunuz için :: Paylaşmak için

3 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: sükuti | Tarih: 18/6/2009
    Konu: alıntı

    Nazif Gürdoğan'dan:

    "...Yalın yaşamayı öğrenmenin en kolay yolu, haftanın bir gününü, ayın bir haftasını ve yılın da bir ayını yolculukta geçirmektir. Yolculuk yapanlar, yalın yaşamasını öğrendikleri gibi, düşünce ve eylem dünyalarına da yeni boyutlar kazandırırlar. Bu yüzden, Anadolu'da &#8220;Hareketin olmadığı yerde, bereket olmaz&#8221; denilir. Akmayan su kirlenir.

    Nasıl yuvarlanan taş yosun, işleyen demir pas tutmazsa, yolculuk yapan insan da güçsüz düşmez.

    ...Yolculuklarla hayatlarını yalınlaştırmayanlar, düşünce dünyalarını zenginleştiremezler."

    Bağlantı »

  2. Yazan: catlaklartekkesi | Tarih: 17/6/2009
    Konu: Çelişkiler
    Çelişkiler içinde yaşamak dünya üzerinde yaşayan biz insanlara özgü bir vaka. Biz aynen Hüseyni Kerbelada doğrayanlar gibi önce çağırır sonra doğrar sonrada onun için göz yaşı dökeriz. Zira biz bütün çelişkileri içinde barındıran insanlarız.
    ***
    Selam üzerinize olsun kardeşim.
    İlk defa selamlaşıyoruz sanırım,
    Doğru söylersiniz. Allah insanı kendi içinde ahenkli denilebilecek bir paradokslar silsilesine meyilli yaratmış. Yahut istidadında iradesi gereği paradoks ve itidal aynı rahimde taşınıyor. Dengeyi kurabilmek sınanışımız, yaratılışımızın sorusu. Bazen gerili bir tel gibi tetikteyizdir, bazense fazlasıyla gevşek, nihayetinde dip gürültümüzle, akleden kalbimizle söyleşmeye emek verip, akordu yeniden yapmaktır aslolan diye düşünüyorum. Verdiğiniz örnek daha çok toplumsal imtihanlarımızla örtüşüyor. Kızıl Derili kardeşlerimizin kaderlerine hayli bereketli ve paralel bir atıf olmuş. Bıraktığınız iz için teşekkür ederim.
    Tekrar selam olsun.


    Düzenleyen dilsizmutercim gün: 17/6/2009 saat: 03:49

    Bağlantı »

  3. Yazan: sadık | Tarih: 15/6/2009
    Konu: yol
    Dilsizler haberin kulaksız dinleyesi

    Dilsiz kulaksız sözü, can gerek anlayaşı

    Dinlemeden anladık, anlamadan eyledik

    Gerçek erin bu yolda yokluktur sermayesi
    ***
    Dilsize rağmen
    Dilsize dair
    izler bırakmışsınız
    Yunus Emre güzel demiş elbet
    yine de teşekkür ederim.

    Düzenleyen dilsizmutercim gün: 15/6/2009 saat: 15:24

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »