İstanbul-Bursa Arası Çehreler
Sultanahmet/Ramazan
*Okul durumum geçici süreliğine de olsa askıda kaldığından, ben de biriktirebildiğim kağıt koleksiyonumla bir fotoğraf makinası aldım. -İhtiyaç halinde camı kırınız- ibaresi gibi bilincime kazıdığım; ihtiyaç halinde satınız:) hatırlatmasını diri tutarak da olsa en azından bir müddet, imkanlarım dahilinde şehri dolaşıp, insanların arasına karışıp bereketli kareler yakalamaya çalışıyorum. Bir kısmını sizinle de paylaşmak istedim. Zira kendilerinin fotoğrafını çekmeme müsade edenlerden bir kısmı yayınlamamı şart koştular, ben de imkan buldukça sırayla yayınlamaya çalışacağım inşeallah.
Mahmut Paşa/İstanbul
Hindistan'dan geldiğini söylediği gramafonlar, adını bilmediğim esnaf ağbimizin halini, yüz hatlarındaki vurguyu bağırıyor sanki. Üretiminde muhtemelen emekleri sömürülen işçilerin ömürlerinde bir plak koyup gramafondan sevdikleri şarkıları dinleme imkanları olmuş mudur acep?
Bayram sabahı namazdan sonra, Sultanahmetle Ayasofya arasında mevzilenmiş ayakkabı boyacısı ağbimiz hayli efkarlıydı. Kendisinin inşirahına dua ile, cilaladığı ayakkabılar gibi, Rabb de kendisinin yüreğini, ömrünü cilalasın inşeallah.
Bursa'da bir köşe başında rasladım Ahmet Sevinç amcaya. 68 yaşında olduğunu söyledi muhabbet arasında. Saç ve sakalındaki rötuşlar:)la zamana meydan okuyan bir hali var. Baştan fotoğrafını çekmeme müsade etmedi. Ama kelamın kerametini ispatlarcasına sonradan kendisi: -Eh çek bari çekeceksen, diye teklifimi cevabıyla tazeledi. Önünden geçtiğim her zaman zarfında, zorla turşu ikram etmeye devam etti. Hayata dair bereketli sohbetlerini esirgemedi sağolsun. Bir selamlaşmamızda; İşten hiç yılmam. Yılmamalı da insan. İş biterse ömür de biter, diyerek azmimi beslemişti sağolsun.
Bu fotoğraftaki ağbimize de Bursa Tahtakale'de köylü pazarında rasladım. Etrafta fotoğraf çekerken, birkaç esnaf yanıma gelip ısrarla bu kardeşimizin portre fotoğrafını çekmemi rica etti. Bir yandan da arkadaşları hakkında; ''Şu bakışlara bakar mısınız, sanki pazar yerinde annesini kaybetmiş çocuklara banziyor, insanın içini yakıyor!'' diye tekrarlayıp duruyorlardı. O gün muhabbet ettiğim amcaların ikram ettiği karbonatlı çayları aç açına içmekten mahvoldum:) ama ruhuma çok iyi geldi hamdolsun.
Ayşe teyzeme de Bursa-Fidan Han'da denk geldim. Bir yandan yağmurda ıslanmış kağıt mendillerini satmaya çalışıyor, bir yandan tırnaklarını kesiyor, bir yandan da çay içiyordu:) Tüm bunların yanında bir de benimle muhabbet edebildi. Kınalı ellerine bakarken Rabbin güzelliği, hayatımıza lutfettiği renklilik hakkında tebessüm edip, şükretmemek mümkün değil/di.
Dikkaldırım/Eski Kavaklık/Bursa
Sana bakmak Allah'a inanmaktır diyor ya Yılmaz Erdoğan yorumladığı bir şiirde. Ben de benzer bir ruh halini atları tefekkür ederken yakalıyorum:) Bunca hüzünbaz hal ve hal tercümemden sonra hayli bol tebessümlü bir paylaşım oldu sanırım... Tebessümü ağlayan yüzlere bile katık yağan Rabbe şükrolsun!
Rahvan At Yarışları
Belediyenin yarışma organizesinin ilanına rastladığımda hemen not almıştım. Hamdolsun gitmek de nasip oldu. Yarışma evvelinde çocuklarla beraber atların hasetli bakışlardan korunması için dua ettiler. Bir de bunun için hususi, müftüyü getirmişler:)
Atların ısınma koşularını yaptıkları geniş, düzlük arazide hayranlık ve şefkatle onları inceleyip, severken; 3 yıl evvel kendisinin bir atına bindiğim sırada bir diğer atının şaha kalkıp ayağıma çitme atması sebebiyle ayak liflerimin kopmasına şahitlik eden ağbi beni tanıyıp ata binmek isteyip istemediğimi sorunca, hayli hasret giderme imkanı buldum atlardan yana, masrafsızca:) Farkındayım çok uzun ve kötü bir cümle oldu ama kendisine (Arif ağbi) fikirhanem vesilesiyle de teşekkür etmek istedim.
Rahvan atlarına dair bana ilginç gelen bir diğer paylaşabileceğim tefekkürse; bu atların yapı itibariyle dört nala gitmek yerine insan gibi adımlayan bir halde ilerliyor oluşları. Velev ki at yarışmacı tarafından zorlanıp da dört nala geçerse; isterse birinci olsun yarışmadan elenmekte.
Bir usul meselesi... Hayat da öyle değil mi? Sadece eylemlerimizin sonucuyla halimizi, nihayetimizi kurtarabiliyor muyuz? Fıtarata uygun olana, metoda dair güzel bir değiniydi benim için bu ayrıntıdan haberdar olmak.
Bir usul meselesi... Hayat da öyle değil mi? Sadece eylemlerimizin sonucuyla halimizi, nihayetimizi kurtarabiliyor muyuz? Fıtarata uygun olana, metoda dair güzel bir değiniydi benim için bu ayrıntıdan haberdar olmak.
Son olarak da yine bayram sabahı namaz sonrası çok kısa bir zaman zarfında etraftan derdiğim tebessümlerden en durusunu paylaşıp, ''Selam'' diyeyim. Her dem buruk da olsa tebessümle...
Dilsizmütercim
''Dildeşinden ayrı düşen yüz türlü nağmesi de olsa; dilsizdir!'' Yol Düşleri




Ey çocuk yüzün farkındalık kokuyor ve duruşun cennetten bir fidan vakarında.

Konu: şipşak
ha?
çekebilir misin?..
çekemez misin..
oh.
Bağlantı »
Konu: selam üzerine olsun dildeşim...
Bağlantı »
Konu: yuzler
hepsine dikkatlice baktim ve hep sehrin yorgunlugunu gordum yuzlerinde
cocuklar haric...
inanin cok sasirdim....
anadolunun koylerinde cekeceginiz yuzleri bu yuzlerle karsilastirmak isterim...
bu arada makinanizin sponsoru olabilirim...:)
elinize ve yureginize saglik...
Bağlantı »
Konu: :)
...
Aşina bir tebessüme, kardeşinden de tebessümle.
Selam.
Düzenleyen dilsizmutercim gün: 7/10/2009 saat: 09:07
Bağlantı »
Konu: Mehmet
***
Eyvallah değiniler için teşekkür ederim. Kalemimi takviye edici bir işlevi olur inşeallah. Selam üzerinize.
Düzenleyen dilsizmutercim gün: 7/10/2009 saat: 09:06
Bağlantı »