Dilsiz Getto

Pazar günü şehrin güneyindeki gettolardan birinde, Afro-Amerikalı ve Afrikalı müslüman kardeşlerimin organize ettiği bir yemek kermesine gittim. Şehirde, bilginiz dahilinde olmasa da yolunuzun gettoya düştüğünü, etraftaki dükkanların pencerelerinin kontraplaklarla kaplanmasından, yahut tamamen tuğlalarla örülüp kapatılmış olmasından anlamaya başlıyorsunuz. Hırsızlıklara karşı böyle bir önlem geliştirmişler kendilerince. Şehir merkezindeki pek çok süper marketin bu semtlerde şubesi yok. Şayet orta halli bir mağazaya denk gelirseniz de şekli şemali semtin genel havasına bürünmüş, penceresiz, kapısında kalın demirler çekilmiş bir vaziyette karşınıza çıkıyor. Hatta bir defasında Maryam adında bir camiye girmek istemiştim de, camiye girmek isteyenlerin üzerinde silah olup olmadığı aranmadan içeri alınmadığını öğrenmiştim. Eskiden muhitin doğal güzelliği yüzünden ağırlıklı olarak beyaz Amerikalıların yaşamayı tercih ettiği bu yerlerde, sonrasında yanlarına çalıştırmak için getirdikleri Afrikalıların nüfusları artış gösterip, lokal de olsa bu alanda gücü ellerinde tutmaya başalamaları sebebiyle, muhitin Beyazlar için tekin olmayan bir yer olmasına sebebiyet vermiş. Onlar da şehrin bu kısımlarından göç etmek durumunda kalmışlar zamanla. Bu yüzden getto her ne kadar bakımsız olsa da, Beyaz Adamın vaktiyle gözüne kestirdiği bir yer olmasından da anlaşılacağı gibi doğal güzellik bakımından hala cazibeli sayılabilir.
Yine bu şehirde, ilk gökdelenler Amerikalılar tarafından, Afirka'dan zorla getirilip, köleleştirilen insanları dar mekanda çok sayıda, çalıştırmak istedikleri yerlerin yakınlarında istihdam etme amacıyla inşa edilmiş/ettirilmiş. Tabii o zaman su sistemi de bulunmuyor... Şimdilerde gururla tarihi yapı diye sundukları binalar resmen insanın içini burkan, midesini bulandıran zulmün nişanaleri olarak karşımızda duruyorlar aslında. Zamanla gettodaki kaderin tersine, köleler için inşa ettikleri/ettirdikleri binalara tıkılıp kalmış durumda modern insan. Bu halin ibretlik, garip bir döngü olduğunu düşünüyorum.
Bu fotoğrafı da kermesten sonra etrafta dolaşırken çektim. Afro-Amerikalı bir kardeşim, geri dönüşüm merkezlerine satmak üzere, süper market arabasıyla çöplerden eşya topluyordu. Aslında kendisiyle de selamlamlaştım ama pek çok defa olduğu gibi fotoğrafını çekmek için izin alma konusunda çekindim. Bazen böylesi durumlarda muhatabımı nesneleştiriyormuş gibi bir hisse kapıldığımdan fotoğrafını çekmemeyi yeğliyorum. Ama hayli dikkatimi çeken arabanın görüntüsünü sizinle paylaşabilmek güzel. Bu kardeşimiz yaptığı işe ufak bir ayrıntıyla incelik ve renk katabilmeyi başarmış. En azından benim arabayı gördüğümde tebessüm etmeme vesile oldu. Tüm gün boyunca çöplerle uğraşsa dahi, topladıklarını taşıdığı arabasını belki de yine çöplerden bulduğu oyuncak kahramanlarla donatmış ve işinin akışını bir nebze de olsa renkli hale getirmiş. İnce ruhlu insanlar, yaptıkları iş ne olursa olsun, bulundukları durum nasıl olursa olsun varlıklarındaki farklılığı, güzelliği bir şekilde kendi hayatlarına ve diğerlerinin hayatına yansıtmanın yolunu buluyorlar. Böylesi bir tefekküre yeniden şahitlik etmek güzeldi.


Bu da muhitteki suni göllerden biri. İlk fotoğrafta gördüğümüz suyun köpüren kısmında bir sistemle gölün suyu sürekli devir daim oluyor. Bu sistemi muhtelif bir kaç yere daha kurmuşlar. Soldaki köprü diğer bir kaçına göre tarihi bir yapıya benziyordu. Yani muhtemelen eskiden gerçekten bir göl varmış burada ama sonrasında suni bir destekle ancak varlığını sürdürebilir bir hale gelmiş. Bir yanda böyle örnekler göze ve ruha hitap ederken, öte yanda gözümüzün önünde doğal güzellikler nankör insanoğlu tarafından bozuk para gibi harcanıyor maalesef.


Fotoğraftaki cennet kuşlarıyla da göl kıyısında karşılaştım. Kendilerini oyuna o kadar kaptırmışlardı ki, bana pek pas vermediler. Yine de onları izlemek güzeldi. Pek konuşamasak da hemen diyaloglarına dahil ediyorlar sizi çocukluklarına has rahatlık ve katıksız bir dostlukla. Hafta sonu onları izlerken, dün de ilgilendiğim çocuklarla beraber resim yaparken biraz burkuldum. Daha dün ben oynuyordum o renkli kalemlerle... Ne zaman büyüdüm?!.
''Dildeşinden ayrı düşen yüz türlü nağmesi de olsa; dilsizdir!'' Yol Düşleri




Ey çocuk yüzün farkındalık kokuyor ve duruşun cennetten bir fidan vakarında.

Konu: ..
dua ile kalın..
Bağlantı »