Cümle Kapısı

Kapı zillerimizin saati hep bozuktu eskiden,
Her vakit çalınabilirliği pek çoklarımız için değişti aniden...
***
Saati bozulmuş zillerin düzelebilirliği cümle kapımız yüreciğimizden geçiyor. Gerçekliği eskisine nazaran hâlâ böyle olmayanlar lütfen alınmasınlar. Gözüm her yerde bu gerçeği arayıp, bulmuyor elbette. Hâlâ yüreğinin de kapısının da değil saati bozuk zillerine istediğim zaman basarak, seslenmeden içeri girebildiğim, kabul edildiğim dostlarımız var ve bu katıksız muhabbeti Yaratana hamd olsun. Umudum olmasa burada ne işim var. Bu dizeler bir girizgahtı. Fakat madem daha içeri girmeden cümleler yüzümüze çarpıyor, cümle kapısı açık kalsın, girenlerle konuşalım...
''Dildeşinden ayrı düşen yüz türlü nağmesi de olsa; dilsizdir!'' Yol Düşleri




Ey çocuk yüzün farkındalık kokuyor ve duruşun cennetten bir fidan vakarında.

Konu: Cümle kapısı
Muhabbetle can kardeşim...
Bağlantı »
Konu: haklısınız
aslında yorumumu yaparken, geçen seferki üslubuma yakın bir üslupla hareket ettğimin farkında idim ama bir türlü engel olamadım kendime :) benim gördüğüm şekliyle görülmesini gölgeleyeceğinin farkında olmama rağmen...
yok yok... benim baya bir törpüye ihtiyacım var... heyecanımı dizginlemeye... bildiklerimi, kendimce gördüklerimi kendimde tutabilmeye... gördüğümü ortaya koymaya değil, yaşamaya...
***
Eleştirilmek hiç sorun değil. Talep ettiğim yahut tercihimse gördüklerinizi kendinizde tutmanız değil, siz bunu biliyor olmalısınız. İnsan bir kelimeye yahut bir cümleye dair yüzlerce sayfa da yazabilir belki sözü yormadan. Bazen mesleğiniz mi ağır basıyor acep diye düşünüyorum, evde de ziyadesiyle öğretmen olan bir babanın evladı olarak. İtham ve yargı öneriyi gölgeliyor. Bu yazıya dair yorumunuzda hissetiğimse; örneğin bir mektup yazdım birine ve muhatabım yazdıklarım arasındaki bu iki cümleyle hem fikir değil. Mektubunda kendi fikrini paylaşmak yerine benim mektubumun imlalarını düzeltip, katılmadıklarının üzerini çizip olması gerektiğini düşündüğü şekliyle geri postalıyor bana. Niyetiniz farklı olabilir ama muhatabında uyandırdıklarından haberdar olun istedim.
Selam ve samimiyetle...
Teşekkür ederim.
Düzenleyen dilsizmutercim gün: 24/12/2008 saat: 00:19
Bağlantı »
Konu: Hayırdır?!!!
Ayrıca sizin dolunuzu da paylaşmak, bizim keyf durağımız oluyor. Selam ederim...
***
Dilsizmütercim;
Can kardeşim pek tabi sadece eleştiride bulunan kardeşlerime cevap yazma gibi bir özelliğim yok. Cevap hakkı doğduğundan bazen ilk olabiliyorlar ama sana da fikrini emek verip paylaştığın için teşekkür ederim. Diğer bahsettiğin yoruma dair cevabımı burda hakkı verilemeyecek bir tartışma oluşmaması için Değirmenlerekarşı kardeşimizin kendisine ulaştırdım. İçinde öneri olan, usulunde itidalli olan eleştirilere pek çoklarımız gibi susamış durumdayım. Samimiyet olunca farklı da olsa kabulümüzdür zaten. Senin de önerilerini, eleştirilerini beklerim yeri geldiğinde. Duamdasın, duamsın...
Düzenleyen dilsizmutercim gün: 24/12/2008 saat: 05:20
Bağlantı »
Konu: gerçeklik
NEden herkesi içine alan bir hava var peki o zaman bu dizelerde?
Tamam; benim gerçeğim, sizin gerçeğiniz, filancanın gerçeği, falancanın gerçeği ama herkesin gerçeği değil... Gözümüz her yerde bu gerçekliği görüp bu gerçekliği ruhumuza taşıyarak hayatın hep böyle olduğunu ona inandırabilir ama YOK böyle bir şey... Biz kendi yaşamımızda öyle olduğumuzdan, her vakit çalınan ve saati bozuk olan kapıları göremiyoruz; kör kalmışız onlara... O hayatlara...
Ve sonra...
Bu türden bir gerçekliği dile getirirken tüm yaşamı ve insanları içine alan bir ifade kullanarak, bu gerçekliğimizi toplumsallaştırıyoruz... Ve okuyan kişi de kendini, ister istemez bu ifadenin gerçekliğine dahil ediveriyor (evet evet, her vakit çalınabilirliği değişti kapılarımızın aniden... Hayatın artık gerçeği bu... gerçek bu...deyiveriyor içinden)
Gerçek bu değil... Hayatın gerçeği bu değil... Biz her yerde bunu görüyorsak, başka türlü düşünemediğimizden ve başka türlüsüne inanamadığımızdan... Hele bakışımızı değiştirip koruyalım o bakışı ve bizi bu hale getiren (iç ve dış) engellerimizi tanıyıp kaldıralım... Bakışımızda ve mücadelemizde ısrarlı olalım... İnandığımız güzel değeri (kapıların her saat çalınabilirliği) hep içimizde yaşatalım, koruyalım ve hayata doğurmaya çalışalım bu güzel değeri... (ne kadar zamanda doğar bilinmez ama hemen doğmayacağı aşikar... Sabır... İnanç... Güven... Tevekkül... Ümit...)
.....................
Şık ifadeler:
Kapı zillerimizin saati hep bozuktu eskiden,
Her vakit çalınabilirliği değişti aniden...
şöyle demeli belki de; bu daha gerçekçi olur:
Kapı ZİLLERİMİN saati hep bozuktu eskiden,
Her vakit çalınabilirliği değişti aniden...
okuyan da düşünür ki, yazarın gerçeği bu... kendisini de bu ifadelerde aktarılan gerçeğe dahil etmez... içinde bu konuda karamsarlık ve karanlık oluşmaz ve böyle bir gerçeği, başkasının gerçeği olarak ele alır... kendisi etkilenmez bundan...
ama bu öznel gerçekliğin toplumsal, nesnel bir gerçekmiş gibi aktarılmasının nedeni nedir?
hemen bir cevap beliriyor kafamda:
kendi gerçekliğimiz olarak aktarsaydık bunu (yani " Kapı ZİLLERİMİN saati hep bozuktu eskiden, Her vakit çalınabilirliği değişti aniden..." şeklinde) kendimizi yalnız/kimsesiz/çaresiz, tercih edilmeyen vs.vs. olarak görecektik ve bu şekilde görülecektik başkaları tarafından... Bu da canımızı ayrıca acıtacaktı.. Ama bunun yerine "biz" diye konuşarak (zillerimizin) hem bu acıdan kurtulmuş oluyor hem de yaptığımız şey bir gözlem gibi durduğundan, takdir kazanıyoruz...
................
kapı zillerinizin saati hep bozuktu eskiden,
her vakit çalınabilirliği değişti aniden...
aniden değişti ise, her şey bir mücadelenin nihayetinde, aniden güzele deevrilebilir...
aniden...
...
Dilsizmütercim:
Nihat kardeşim,
Fikirlerinizi paylaştığınız için müteşekkirim.
Ben sizin; (ne kadar zamanda doğar bilinmez ama hemen doğmayacağı aşikar) cümleleriniz için "Bu sorunun ömrüne siz karar vermişsiniz bile." demeyceğim. Zira benim için makul bir yaklaşım değil. Kafanızda beliren cevap bana baktığınız aynayla da alakalı olabilir. Yukarıda anlattıklarınızla sağlaması yapıldığında bu ortaya çıksa da ben yine de kendi aynamdan bakmayı tercih ediyorum. Sözü ne kadar da yoruyoruz.
Düzenleyen dilsizmutercim gün: 23/12/2008 saat: 18:14
Bağlantı »