http://www.fileden.com/files/2007/2/25/821027/sadik%20g%C3%BCrb%C3%BCz_pencere.mp3< GECELiK - Tek kişilik gizli empatik örgüt! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri! - Blogcu - Sayfa 3





"İsterler ki kağıtlarına sığsın düşüncelerim, saksılarına duygularım!" "Oy kullanma hakkının bir şeyleri değiştirmesi mümkün olsaydı çoktan yasaklanmış olurdu!"

Başımı eğip kalbimle söyleşirken ettiğim duadır;

// YORUMunuz için ::




Şükür ki kardeşlikten yana, kalplerin yaması kendinden. (olarak yaratılmış) Kaplerin sahibine,  ilk insandan bu yana yarattığı tüm dostluklar adedince bunun için şükr olsun!

***
Haşr 10. Onlardan sonra gelenler, “Ey Rabbimiz!” diye yalvarırlar, “Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve imana ermiş olanlardan hiçbirine karşı kalplerimizde yersiz ve uygunsuz düşünce veya duygulara yer bırakma. Ey Rabbimiz! Sen şefkat Sahibisin, rahmet kaynağısın!”
amin
...
..
.

Mataram/da Tuzlu Su

// YORUMunuz için ::



 Icimden, is donusu bindigim otobusun son duragina kadar gitmek geldi. Ben de gittim. Indigim yerden, donus yolu pek de uzak sayilmazdi. Zaten bir yere farkli yollardan gitmeyi cok severim. Durak yakininda mutevazi bir magaza gordum. Sayet bir sey aramiyorsam yahut dukkan kesfe acik iceriklere sahip degilse, sirf satilik esyalara bakmak icin genelde magaza dolasmamaya gayret gosteririm. Ama bu aksam icimden bir ses yolumun uzerindeki bu magazada beni cagiran, tam benlik bir sey oldugunu soyluyordu. Ic sesime kulak verip davetkar tiniyi takip ettim. Ve fotografta gordugunuz deri matarayla karsilastim. Uzun zamandir aldigim bir seye bu kadar sevinmemistim. Bakalim bu matara hangi yollarda bana yoldaslik edecek? Henuz icine tuzlu suyu, uzerine de Ismet Ozel'in misralarini kazimadim ama en azindan gecici sureligine bilgisayarin yardimiyla siirin bir kac misrasini uzerine monte etmis bulunmaktayim. Tum uzun yola cikmaya hukum giyen kardeslerim, buyursunlar fikirhanemizin tuzlu suyundan... Selam ile...

 
Mataramda Tuzlu Su

West Indies,Kızıl Elma,İtaki,Maçin!
Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Beyazların yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların arasında uygunsuz biriyim
vahşetim
beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
kendime dünyada bir
acı kök tadı seçtim
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

Uzak nedir?
Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
Başım açık, saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederliyim
korsanlardan kaptığım gürlek nara
işime yaramıyor
rençberlerin o rahat
ve oturmuş lehçesinden tiksinirim
boynumda
bana yargı yükleyenlerin
utançlarından yapılma mücevherler
sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
askerken kantinden satın aldığım cep aynası
bazı geceler çıkarken
uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta
gibi lükslerim de burda kalacak
siparişi yargıcılar tarafından verilmiş
bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
burada bitti artık işim, ocağım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.  

İsmet Özel

 

 

Anahtar Kilit

// YORUMunuz için ::



Dun bakimlariyla ilgilendigim cocuklari okuldan aldiktan sonra hep birlikte evin yolunu tuttuk. Tam kapinin onune gelip elimi cantamin anahtar gozune attigimda anahtarlarin orda olmadigini farkettim. Yaklasik otuz saniyelik zaman zarfinda nasil yoruldugumu anlatamam. Sanki ihtiyarladim. Nihayetinde cocuklar bana emanet edilmis, aksama kadar kapida yahut disarida bir yerlerde kalma durumumuz pekala beni isimden edebilirdi. Cocuklarin uyku saati de yaklasiyordu. Insanin aklindan saniseden kisa bir zaman araliginda ne kadar cok sey gecebiliyor. Yine de soguk kanli danvranip Molly ve Rutie kapi onunde birbirleriyle sakalasirken tekrar tekrar cantamin tum gozlerini didik didik ettim. Anahtarlar yoktu. Oysa daha otobuste garip bir hisle yerlerinde olup olmadiklarini konrtrol etmistim ve yerli yerinde duruyorlardi. Ki cantanin gozunden dusme ihtimalleri neredeyse imkansiz gibiydi. Neyse ki bir muddet sonra anahtarlarin bulunduklari gozun astarini yirtip cantanin ara yuzune dustuklerini anladim. Sonunda kapiyi acip iceri girdik. Cocuklari kayluleye yatirdiktan sonra yasadiklarim uzerine dusunmdum biraz. Insanin hayatta anahtarlarini elinde bulundurdugu-nu dusundugu- bir kapinin onune kendinen emin bir halde gecip, kapiyi acmaya yeltendiginde; anahtarlarini kaybettigini yahut kapinin bazi sebeplerle acilmadigini tecrube etmesi ne cetrefilli bir imtihan. Pek cok defa hayatimizin akisini degisitiryor bu durum.

Acik ve kapali kapilar arasinda bunaldigim bir dem, Istanbul'da yeni tasindigim evin benim icin cogaltilan anahtarini evden cikmadan evvel kapida deneyip eve gec bir vakit dondugumde, sabah kapiyi acan anahtarlarin aksam bana yol vermedigi gercegiyle yuzlesmistim. Butun bir geceyi apartman boslugunda, merdivenlerde oturarak gecirmek durumunda kalmistim. Gerci boyle durumlarda sayet birilerini rahatsiz etmek istemiyorsam, yahut yalniz kalmaya ihtiyacim var da eve sigamiyorsam en azindan  gecenin bir kismini disarida gecirip, otogar veya havaalanina gitme gibi bir alternatifim hep vardir. Lakin o geceyi merdivende gecirmek ruh halime en uygun secenekti sanirim, ki oyle de oldu... Isin ilginci; ertesi gun elimdeki anahtarin kapiyi sadece iceriden acabildigini farketmem oldu. Evet, hayatta bazi kapilar var ki sadece iceriden acilabiliyorlar. Siz elinizde istediginiz sayida anahtar bulundurdugunuzu zannedin, hatta cilingirleri dayayin kapiya, olmuyor. Bazi kapilarsa sadece iceriye yahut da disariya acilmakla hukum giymistir.

Bu hayat serguzestimizde pek cok defa kapinin her iki cephesinde de bulabiliyoruz kendimizi. Bazen elimizde anahtarlarla kapinin onunde kalan oluyoruz, bazen de iceride/n kapiyi surguleyen... Bazen yanlis kapilar onunde duruyoruz bazen de yanlis anahtarlari deniyoruz...

Tum bu yasanmisliklarin yaninda, sayet anahtarlarimi bir yerde unuttuysam yahut disariya cikmak icin tam da hazirlanmisken anahtarlarimi bulamadiysam kapinin diline bir kagit yerlestirip, kapiya kilitli gorunumu verip, cekip gitmisligim olmustur pek cok defa. Bunu bilen dostlarim ben gelene dek haneme girip muhabbetimize bahane birer kahve pisirebilirler:) Nasil olsa muhabbetimizden gayri kaybedecek bir seyimiz  yok. Sanirim ne kilitlerle ne de anahtarlarla aram pek iyi degil. Yine de hayatin kilit ve anahtarlarini surekli birbiriyle yaris halinde yaratmaya devam eden Rabbe hamd olsun. Hayat serguzestimiz onlar vesilesiyle guzellesiyor, Sabr-i Cemiller meyvaya duruyor omur bahcemizde...


Kapilar onunde bizlere "Allahumme ya mufettihal ebvab iftah lena hayral bab."Ey kapilari acan Allah'im bizlere hayirli kapilar ac!" Kapilarimizi hayirla,ve hayra ac!-dedirten Rabbe, kapilar ardinda Ya Sekur demeye de talibiz...

Dilsizmutercim:Meryem Rabia Tasbilek

Gecenin Kufru

// YORUMunuz için ::


Gunduzun kaknem aydinliginda/

Kendinden buyuktur golgesi huznun/

Saklayamazsiniz/

Geceyse istisnasi bol bir kufur/

Gecenin kufrunu seviyorum...

Garip Bir Tecrube

// YORUMunuz için ::



Esselam, can kardeslerim...

Nicedir yeni yazi ekleyemiyorum. Bilgisayarim bozulunca emaneten kullandiklarimda da Turkce klavye sorunu olmasi size selam vermemi hayli sekteye ugratti. Bu harflarle her ne kadar icime sinmese de, sukutun bile kafi oldugu samimi iletisimlere sahitlik etmis, sahip olmus bir kardesiniz olarak kalan harflerin bize gecici de olsa yetecegine inaniyorum. Tanisikligimiz pek cogunuzla yazdiklarimdan ve sizin okuduklarinizdan ibaret. Bazilarinizla kardesligimiz bir basamak daha ileriye gecmis durumda ki bunun icin dostlugu Yaradana Sekur ismiyle sukretmekteyim. Her ne kadar iletisim aracimiz sanal sifatina sahipse de pek cok defa ulastigi yer sanaldan da ote geciyor hamdolsun. Bu yuzden sizleri ozledigimi hissettim, selam ve ihtiyaci duydum. Aslinda imkanim olan yakin bir zamanda kendi mekanima tasinmayi da arzu etmekteyim. Burada veyahut farkli bir fikirhanede yakin zamanda sizinle istisare edip, sizlerle ortak okuma, izleme ve/ya benzeri birkac calisma yapmayi arzu etmekteyim, inseallah arzu edenlerle birlikte gerceklestirmek nasip olur.

Malum sahsi bilgilerimin ayrintilarindan cok fikirlerimle burada var olmaya, yaninizda yer almaya, kardes hanenizde, dost hanenizde olmaya calisiyorum. Bu yuzden hayatima dair yazilarima yansiyanlar disinda buraya pek iz dustugum soylenemez. Fakat sizinle yeni isimden birkac notu paylasmak istiyorum.

Buara okul masraflarimi karsilamak niyetiyle gecici sureligine okula ara verip, bazi sorumluluklarla birlikte, biri 2 biri 4 yasinda iki yahudi cocugunun bakimiyla ilgilenmeye basladim. Bu gun yeni isimde 2. haftami arkada biraktim. Dunyanin tum cocuklari gibi masum ve guzeller. Bir cocuga guzel demek isimlendirme baglaminda 'kirli beyaz' demek gibi bir sey benim icin... Guzel sifatini bile golgeleyecek kadar guzel yaratilmislar cunku. Anne ve babalarini goremeden buyuyorlar. Anne ve babalarinin bu hali tercih edis sebepleri de guya kendileri ama ben daha cok Amerikan ruyasi denen bir ev sahibi olma kokusu ve kapitalizmin her koldan saldiran dislilarinin gicirtilarini duyuyorum. Babalari bir Rabbi, buna karsin cevrede evlatlarini bir muslumana emanet eden tek aile olma ozelligini tasiyorlar. Is gorusmesinde dini hassasiyetlerimi hicbirinden taviz vermeden yerine getirebilmem icin nasil davranmalari gerektigini uzun uzun sorup, ilgilendiler. Ki ben icimi burka burka soylemeliyim ki onlarin gosterdigi hassasiyet, anlayis ve saygiyi kendini musluman addeden ama kendi din algisiyla olcusmeyen muslumanlari da asirici, kokten dinci, radikal, yobaz, irticaci, seriatci diye yaftalayan guzelim memleketimin tahammulsuz insalarindan, akrabalarimdan gorememenin acisini iliklerime dek hissetmekteyim. Yine ulkemde basortusu yasaklari sebebiyle okulumdan ayrilmak durumunda kaldigimi duyunca ve hak ihlalleri yuzunden ulkemi terkedip bu ulkeye okumak icin geldigimi duyduklarinda cok sasirdilar. Aylardir Gazzeli cocuklarin fotograflarina bakip geceleri uykularim kacarken, yemeden icmeden kesilirken simdilerde bu yahudi cocuklarina itidalimi koruyarak samimi bir sekilde sefkat gosterebilmem, onlarin da tum terorist propagandalarina ve diger faktorlere karsin diger alternatif kisilere ragmen ise beni almalari insanliga dair umut verici bir ayrinti olmali diye dusunuyorum. Benim icin pek cok acidan bereketli bir tefekkur penceresi actiklari soylenebilir. Garip ve zor bir tecrube, dualarinizla temenni ettigimden daha da bereketli kazanimlarim olur inseallah.

Cocuklarin yaninda namaz kiliyorum. Gecenlerde disarda kullandigim Filistin pusimle fogoraflarini cektim:) Henuz cok soru sormuyorlar hayata dair lakin kafalarinda guzel bir insan ve musluman izi birakmaya calisiyorum, sayet ileride beni hatirlarlarsa hayata ve insanliga bakislarinda hayirli bir iz birakmak istiyorum. Ki olmadi bir sekilde cekindigimiz pusili fotograflari ileride kendilerine ulastirip kendimi hatirlatmayi, onlara Filistin`den bahsetmeyi dusunmuyor da degilim:) 4 yasindakiyle gecenlerde bir vesileyle konusurken kendi dilinde "aci'' kelimsinin ne anlama geldigini bilmedigini farkettim ve bu cok garibime gitti. Ebeveynlerinin ilgisinden mahrum ve muhtac buyudugunden biraz fazla nazli. Oglen uykusunu 7 battaniyeye sarinarak uyumak istiyor ve bunlarin her birini saydigini soyledi annesi. Ona baktigimda aklima kat kat yataklar altindaki bezelyeyi hisseden prenses masali geliyor, buruk da olsa tebessum ediyorum. Acinin henuz literaturune gecmemis olmasi sabi cocukluk evresinden yana sevindirse de beni, onun yasitlarinin tattigi hatta gark oldugu acilari animsadikca bogazima bir seyler dugumleniyor.

Evin, oyuncaklarin bulundugu bolumunde bir yapboz kutusu dikkatimi cekti ise basladigimin ikinci gununde. "Israil haritasinin" cocuklar icin yap bozunu yapmislar. Zaten cocuklardan once yetiskinler bu topraklara yap bozmus gibi davraniyorlar. Oyle garip oldum ki anlatamam. Uygun bir vakitte inceleme imkanim oldu. Utopik haritada Gazze`nin ''g' si bile yok ki Filistin`den bahsedilsin. Cocuklarin korpe zihinlerine simdiden Israil`i var olmasini istedikleri haliyle asiliyorlar. Haritada sinir ulkelere dair hicbir iz yok bunun yerine bir bosluk mevcut... Zira simdilerde komsu ulkelerden hareketle yasca biraz daha buyuk bir cocuk ulkenin farkli bir haritadan saglamasini yapmaya kalksa farkli bir tabloyla karsilasabilir. Elbette bunun pek cok farkli sebebi de olabilir, suan aklima gelenlerden biri bu. Yap boz kutusunu farkli bir yere kaldirdim uygun bir zamanda ebeveyinleriyle de bu konuyu konusmayi dusunuyorum.

Sahit olduklarimi paylastigim can dostum bir acidan onlari anlayabildigini soyluyor. Fakat hayali bile onca gozyasi ve akana bulanmisken, beni ise alan, sivil hayatta insani iliskilerini belli bir dengede tutabilen bu insanlarin goz gore gore Siyonizmi nasil destekleyebildikleri akil alir gibi degil, bunu anlayamiyorum. Icerik degil form olarak anlasilir bir sey... Cocuklarin bir "sey" olarak yestistirilmesi... Her ne kadar ileride kendi iradeleriyle bunu reddedip reddetmemeleri kendilerine kalmis bir sey olsa da yetistirilmelerinde bir dayanak noktasi almak ve bu yolda tum fedakarliklarla mesai sarfetmek cok onemsememiz gereken bir konu. Egitimde pergelin bir ayagini indandiklarimiza sabitlemenin, saglamca yaslamanin gercekten cok onemli oldugunu dusunuyorum. Hayatimizin pek cok noktasinda farkli fikirlerde de olsa kaliteli ve samimi insan eksikligininin bu noktadaki gelisi guzel savrukluklara dayandigina sahit oluyoruz. Bu konuyu daha genis bir vakitte yine irdelemek isterim. Simdilik anlatabileceklerim bu kadar, gorusmek dilegiyle, selam ve kardeslikle...

Dilsizmutercim: Meryem Rabia Tasbilek

Çiçekte Tohum Biter mi?

// YORUMunuz için ::



Ölüm toplasa da çiçekleri, çiçekte tohum biter mi?” Grup Yorum

Evdeyim. Dışarda kar var. Sakinim. İçimden odadaki saksıları yerlere vurmak geliyor. Dışımdan çiçeklere kıyamıyorum. Kalkıp çiçekleri suluyorum. Kırıldıkça çoğalın diye fısıldıyorum. Susadıkça yapraklarınız göğe doğru dikilsin. Sularım ben sizi şefkatle. Kar sepeliyor. Perdeyi aralıyorum. Camın ardından izlemekten yorulunca dışarıya çıkmaya karar veriyorum.

Günlerdir dışarı çıkmıyorum. Perdelerin dahi açılmadığı bir iç alem loşluğunda kendi içime uzanmış, ruhumu evirip çeviriyorum. Gördüğüm ketledilmiş masum insan fotoğraflarından, kucaklarda can çekişen veya kanatlanan çocuk görüntülerinden ağlama krizlerine giriyorum. Dua etmenin ve bir şeyler yazmanın, elimden geldiği kadarıyla bir şeyler yapmanın biraz kanatlarıma asılmış ağırlıkları hafiflettiği bir demde nasıl olduysa pencereden sızan ışığın ardına düşüp, yaklaşık bir aydan sonra maviye duran göğü farkediyorum. Ruhumdan bir türlü sıyıramadığım bu hüzün küfünün altındaki menevişleri aheste aheste güneşe çıkartmaya karar veriyorum. Daha kuvvetle bir şeyler yapabilmek için buna ihityacım var. Aynanın karşısına geçip uzun zamandır giyinmediğim sade ama farklı birşeyler giyiyorum. Boynuma da öteden beri taktığım Filistin Puşisini doluyorum. Parmağıma yüzüklerimden birini takmak istiyorum el alışkanlığıyla ama takmamla yüzüğümün yere düşmesi bir oluyor. Zayıflamışım. Olsun varsın...

Dışarı çıktığımda gözlerimi yumuk yumuk kısmama sebep olacak kadar neşeli bir güneşle karşılaşıp şaşırıyorum. Her yer kar beyaz. Bakışlarımı ve düşüncülerimi diri tutacak ama ellerimi dış kıyafetmin dol uçlarından sarkan kazağın uzantılarında saklayıp soğuktan sakındıracak serinlikte bir rüzgar da dinginliğimi iyice hafifletiyor. Tüm hüzünbazlığıma rağmen geçen onca kapalı, kasvetli günlerin ardından bu güneşte insan çiçek olup açmak ister diye mırıldanıyorum. Sonra ölüm saçan zalim ellerin kırdığı çiçekler geliyor aklıma, yine burkuluyor yüreğim. Yürüyorum. Ciğerlerime çekip, içimde beklettiğim sıcak havayı belli aralıklarla dudaklarımın yardımıyla burnuma doğru üflüyorum. Soğuktan uyuşan burnum ısınıp sızlamaya başlıyor. En az ıslıkla söylenebilen ezgiler kadar çok severim bu hareketle burnumu ısıtmayı.

Eğilip yerden beyaz bir parça kopartıyorum. Avucumda sıkıyorum kuvvetle. Soğuk gittikçe yakıcı bir hal alıyor elimde. Bu beyaz sızı elimi yaktıkça elimdeki bezginlik yıkanıyor. Gazze sokaklarından bir taş elimde eriyor. Tebbet suresini okuyorum. Canım bu soğuklukla yandıkça daha sıkıca kavrıyorum kar parçasını. Soğuk beyazlığını belirginleştiriyor. Dua ediyorum ağlayarak. İçimi üşütmeyen, dağıldıkça ılık ılık izler bırakan bir lodos yayılıyor ruhuma. Salıncıklardan yana bakıyorum. Hiç çocuk yok. Salıncakların da hali yok zaten onca ölen çocuğun ardından olanlardan habersiz şımarık çocukları dandinlemeye. Bir çit bulup üzerine oturuyorum. Tahtadan bir çit. Dikeni var ama dinkenleri yok. Bitkileri insanların hırçınlığından ve insanları nehrin hiddetinden korumak için dikmişler. İnsanları insanlardan ayırmak için dikmemişler en azından, diyorum. İlki ikincisinden ne kadar iyi? Verecek bir cevabım yok. Avucumdaki beyazlık parmaklarım arasından akıp gitti. Eğilip bir yenisini koparıyorum toprağın bağrından. Kalbimdeki sızı en az avucumdaki kadar sahici. Tek fark bu narin avucum kadar bir yüreğe koca bir insanlığın acısının sığabilmesi. Elimse ancak bir kaç insana uzanıp, sarılmaya yetiyor. Ama yangın aynı yangın. Acı avucunda sıkı sıkaya tutar gibi, yüreklerine basanlar için o kadar beyaz ve sıcak. Ve acıyı üzerimize yağdıranlar için o kadar soğuk ve kara. Yağan bu kar kadar üstümüze sabır yağsa yeter mi? Yağan bu beyazlık kadar ağlasak yeter mi söndürmeye Gazzedeki ve Dünyadaki yangınları...

Çocukken elinde kılıcı olanlara ok atanlar bile deli ederdi beni filimlerde. Hala da öyledir. Maide Suresi 8. ayet geliyor aklıma. “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” Yenilginin de Zaferin de sınırlarını Allah'ın belirlediği bir ahlakı var bizim için.

Çitten iniyorum. Ayaklarım karlara bata çıka nehre doğru ilerliyorum. Umut yıkılmış bir caminin molozları üzerinde yeniden ve yeniden, namaz kılmaya gidenlerin bilebildiği bir sır olsa gerek diye mırıldanıyorum. Buz kesmiş insanlığın vicdanını tuzlu deniz sularına batırıp batırıp çıkarasım geliyor.

 

11/01/2009 Meryem Rabia Taşbilek

« Önceki :: Sonraki »