http://www.fileden.com/files/2007/2/25/821027/sadik%20g%C3%BCrb%C3%BCz_pencere.mp3< EFKAR - Tek kişilik gizli empatik örgüt! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri! - Blogcu - Sayfa 3





"İsterler ki kağıtlarına sığsın düşüncelerim, saksılarına duygularım!" "Oy kullanma hakkının bir şeyleri değiştirmesi mümkün olsaydı çoktan yasaklanmış olurdu!"

Kendini Özlediğinde, Acını Tohum Yap!

// YORUMunuz için ::



salyangoz


"içimdeki taş yerinden kımıldadı.

göğün altında,

yerin telef edilmiş yüzünde


bir papatyanın "olmaz" yaprağına düştüm.


ben sustuysam söz de sussun. olmadı,



taşındım ertesi gün "olur" yaprağına.

orda büyüttüm hatırayı,


ordan düştüm.


hatıra da unutsun kendini koyuluğunda.



beni gel beni bul beni al,

istediğin yerde uyut bendeki hatırayı


istedim.



vardığım yer bir uçurumdan kekeme,

gümüşten ipliğim azaldı


susmaya unutmaya uykuya


yelteniyorum."/Birhan Keskin


        Avuçlarımın arasından ufukta bu diyardan batıp başka bir diyarda doğan güneşi izlemeye koyuldum. Batışı neredeyse doğuşundan daha ihtişamlı diye geçirdim içimden. Belki de yeni bir doğuşa gebe olmaklığının sevindiriğiydi batışını böylesine güzel kılan. Oysa öyle miydim ben? Ne zaman ve nasıl doğduğumdan "niçin"e geçemeden batmaya başlamıştı bile avuçlarımdaki güneş. Akıyordu ellerimin arasından her gün ve gece… "Siyah ve beyaz iki fare tutunduğum dalı kemiriyordu durmadan…"

        Günlerdir içimde dolanan salyangoz durmak bilmiyor. Güzellikle yaklaşıp ona “Ama sizin adınız ne benim dengemi bozmayınız?” diye soruyorum… Sürünerek yoluna devam ediyor, umursamadan. Derinlerimde dolandıkça, sayısız hışırtı ve homurtular eşliğinde ruhumun sırları; aslından kopmuş yaprak sayfaları gibi avuçlarıma geliyor… İçimde o kendimi bildiğimden beri kıpır kıpır varlığımda dolanan ve binlerce parçaya bölünen civa buharlaşıyor, diğer tarafta bir ırmak kurumaya yüz tutmuş, iç ısıtan bir temessüm, gök silkeleyen bir dua bekliyor…

    Kendimi her özlediğimde başımı avuçlarımın arasına alır renkleri birbirinden ayırmaya çalışırım. Sonra gözlerimi yumar, ruhumun koptuğu toprak parçasının kokusunu avuçlarımda ararım. Yine öyle yaptım. Yüzümü toprağımı bekleyen onca tohumdan evvel avuçlarıma gömdüm. Kokladım, kokladım… Ve sonra içimde ağırlık yapan tüm kuşları kanatlandırmak istercesine ağladım ağladım.

          Ellerimde ilk dişlediğim meyvenin tadı... Bu ekşi tadı bastıran o bambaşka kokudur içimde/ki umudu gürül gürül şavkıtan... Ellerimde, bu nemli, nereden geldiği bilinmez toprak kokusudur bana ilk verdiğim sözü hatırlatan... Acımı tohum yapmamın ve hasattan; acıdan da öte filizler beklememin sırrıdır burnumdaki tuzlu toprak kokusu...  

Dilsizmutercim:Meryem Rabia Taşbilek

"sabahın karşısında konuşmak ne zor
incecik kül gibi kalıyorsun
dağ susmaya giden yolu biliyor
sen bilmiyorsun."

Birhan Keskin

“yerini yadırgayan eşyalar gibi”

// YORUMunuz için ::

“Balkonlarınız çok yüksek sizin baş döndürüyor,
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor...” Birhan Keskin


Dünyalar savaşının şehrin can damarlarına doğru aktığı, o görünmez tufanın hergün yeniden ve yeniden vurup geçtiği bir şehirin gettolarından, baş döndüren yüksek balkonlarına ve gözden kaçan karanlık kuyularına bakıyorum. Dünyayı değiştirme isteği eşyayı anlama istidadını çiğnediğinden beri, içimizde fokurdayan mağma, yüreklerimizi ısıtacağı, kirlerimizi yıkayacağı yerde, yuvalar yıkıyor.

Türkiyede  sadece ulaşabildiğim istatistiklere yansıyan kısmıyla her yıl  5-14 yaş arası  50 çocuk intihar ediyor. Hemen her ülkede çocuk intiharları toplam intihar oranlarının % 10’unu geçiyor.

İçinde yaşamaya çalıştığım bu şov şehirde sadece bu hafta sonu  cinnet geçiren sivil insanlar tarafından yine tanımadıkları sivillere karşı 40 silahlı saldırı gerçekleştirildi. Okullar açıldığından beri 23 çocuk okul arkadaşları tarafından silahla taranarak öldürüldü. Bir çoğu kendisini öldüren gençle ölmeden önce bir defa dahi göz göze gelmemişti. Her birinin hayattayken oturduğu sınıf sıraları ve ayakkabıları şehir merkezinde toplanıyor. Denilebilir ki, bu “öğretim” yılında bir sınıf öğrenci topluca katledilmiş. Kaçımız tek suçlunun, okuduğu okulda çevresini yaylım ateşine tuttuktan sonra kendisini de vuran genç olduğuna inanarak rahatlayabilir ki? İnsanlığa dair bir umut ki; kızı vurulan bir anne hiç görmediğim bir sebat libasına bürünmüş haliyle; kızını vuran gencin kendisini öldürmesine de üzgün olduğunu, psikolojik problemleri olan gence kızgın olmadığını söylüyor… Biliyor ki dünyanın diğer ülkelerine salgın gibi yayılan filimler ve daha niceleri çıkış ülkelerinde de kanal/izasyonlarla gençleri zehirlemekten geri durmuyor.

İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır./Rum 41

İnsanlar sigorta şirketlerinden büyük meblalarda paralar alabilmek için evlerini, iş yerlerini, eskiyen arabalarını gözlerini kırpmadan ateşe veriyorlar artık. Çıkan yangınlar komşu evlere sıçrayıp birçok masum insanın incinmesine, hayatlarını kaybetmelerine vesile olabiliyor. Hatta ki; gözü dönmüş kişiler aile fertlerinin hayat sigortalarının iştah kabartan rakamları için ailelerinden bir ferdi öldürüp, kaza süsü vermeye yeltenebiliyorlar. Son yıllarda artan yangın ve benzeri olaylar nedeniyle sigorta şirketlerinin araştırmalarını daha titizlikle yapmaya başlaması, insanlığın vardığı içler acısı noktanın tahminlerimizden daha da vahim olduğunu gösteriyor bize…

“İyi bir işle mükafatı nesne ile gölgesi gibi birbirinden ayrılmaz. Zihindeki mükafat onu sadece önemsizleştirir.” Hal böyle olunca kötü bir işle cezası da uhrevi kısmın yanısıra eşzamanlı bir boyuta da sahiptir. İnsanoğlu Kutsal Kitaplardaki bir helakın hala kendini bulmadığının şaşkınlığını yaşamasın, zira hergün kendi kazdığımız çukurlarda helak oluyoruz.Yine bu dünya denen garaib yerde, Darwin’in evrim teorisini bir kez daha çürütürcesine insanlar; hayvandan insana evrilerek değil, hayvandan da aşağı zillet çukurlarına devrilerek değişiyorlar.

Gelenekselci partileri “özgürlük” adına açtıkları savaşlara dair eleştirmeleriyle toplumun takdirini kazanan Demokrat kanadın, savaş karşıtı söylemlerinin dillere pelesenk gerekçesi olarak neredeyse sadece ve sadece savaş için toplanan vergilerden dem vurduklarını, yerle bir edilen ülkelerin, tarumar olan yuvaların, vurulan masum insanların mevzu bahis bile edilmediğine demeçlerinde şahit oldukça, seçilenden, seçmene bir çoğunun ağızlarından köpükler çıkartarak akıtılan onca kanın neden hala kendi ülkelerindeki benzin fiyatlarında bir iyileşme yaratmadığından dem vurduklarını gördükçe; “yerini yadırgayan eşyalar gibi” kıvranıp duruyorum…

Ellerimizin gölgelediği hayatın çehresi aydınlanmak için yine ellerimize bakıyor.  Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi; “İnsanların çoğu özgürlüğü kolaylıkla güvenlik ve hazla değiştirebilirler! Bazı insanlar için özgürlük aşırı bir yüktür. Bu insanlar özgürlüğün ve direnişin en büyük düşmanları, mutlu köleler olarak" yolumuzdan geri koymaktalar bizi. Bu mutlu kölelerin açıkta kalan özgürlükleri, adaleti açıkta kalmış güç sahiplerinin ayakları altında, zulmün hakimiyetine doğru birer basamak olageldikçe ve bizler sol yanımızdaki kanlı madeni işlemenin hakkını vermedikçe, dudaklarımızdan dökülenleri ellerimize yansıtmadıkça, adaletin hakimiyeti ve bu yolda ilerlemeye çalışanlar, yenilginin varlıklarına gölge gibi yapışmasına mani olamayacaklardır.

Dilsizmütercim:Meryem Rabia Taşbilek

Ebebiller Gelecek Şeb-i Gam Bitecek

// YORUMunuz için ::


Karikatür; Hasan Aycın


Her biri bir ebabil niyazı taşlarla tanklara kafa tutan çocuklar birer birer yere düşüyor yine... Hepimiz sadece ağlamanın hakkını bile verebilseydik insanlık olarak, şimdiye kadar zalimler çoktan boğulmuştu bu ah denizinde. Diğer fiili dualara dilim varmıyor. Hiçbirşey yazmak istemiyorum... Oradaki kardeşlerimin yüzlerinde tebessümlerle değil, kurşunlarla gamzeler açılırken kalemimi kemirip, uykusuz gecelerden aminler eğiriyorum. Biri diyordu; ne zamanki eylemlere giden konvoylardaki minibüslerin yerini özel araçlar aldı, birer birer yitirdik samimiyetleri, mücadeleleri... İçim burkula burkula bu sözü düşünüyorum.




Bazımız Elzabeth Eckford'un kaderine zincirlenmiş ve dahi Malcom X'in bıraktığı yerden Allahu Ekber derken çoğumuz 3 maymunu oynuyoruz. İçimizdeki o boşluklara, nemelazımcılık, bencillik ve kahrolası, orda olmayası ne varsa onlar çöreklendi. Çıngıraklı yılanların soktuğu, helvadan putların sokulduğu vicdanlarımızla dünyevileşmenin, zenginleşmenin, konforun delisi olduk.




Göz konforumuzu bozmayacak şeyler izlemeliyiz aslında. Nasıl olsa sadece izliyoruz. Bir çocuğu vurduktan sonra kendi çocuğunun gözlerine bakabilen insanımsı varlıklar hala masum askerler olarak teröristleri ölü ele geçirdiler diye haber yapılıp, bizimle aynı gök kubbe altında özgürce hatta kahramanca dolaşıp, ülkemizle anlaşmalar yaparken, bizler de pekala çiçekli böcekli şiirler yazıp, yeni mevsimde giyecek hiçbirşeyimiz olmadığından dem vurabiliriz. Bizi böyle şeyler vuruyor, onları bizim böyle şeylere vurulmamız... Ortadoğunun bağrında, yani şuramızda hala bir sızı hissedemeyişimiz...




Bir haftada bu kadar acı... Dayanılır gibi değil... Ruhumun kemikleri kırılıyor sanki... Malcom X'in şehadetini anarken, ardından Metin Yükseli anmak. Sonrasında Hocalı katliamı. Şimdi de Gazze... Kimse hatırlatmasa da, görmezden gelinse de Çeçenistan hala direniyor!

Ebebiller Gelecek Şeb-i Gam Bitecek...







"...Lafazanlar, la halveyi bilmezler…

Anlayanlar, vela kuvvetten habersizler…"



Her insan için önünden ve arkasından takip edenler vardır. Allah'ın emrinden dolayı onu gözetirler. Allah bir kavme verdiğini, o kavim kendisini bozup değiştirmedikçe değiştirmez. Allah bir kavme de kötülük murad etti mi, artık onun geri çevrilmesine de imkan yoktur. Onlar için Allah'dan başka bir veli de bulunmaz.
(Rad/11)

Ezginin Günlüğünden

// YORUMunuz için ::



Bu yol bir şehre giderdi

Güneşin tutuştuğu denize batmış güle

Mavi ıslak gecelerde ne sevgiler açardı

Dünya menekşe bahçesinde alev alev


Ey şehir sen yoksun



Uyudun uyandın büyü bozuldu

Bir kapı kapandı geçmişe


Toprak yok artık su yok


Sevinç telaş yok


Ey şehir sen yoksun



Bu kıyıda bir ağaç yeşerdi

Sedefin toprağında diz çöktü maya


Bir masal vardı bu şehre dair


Sütü bal koyuluğunda gözleri kara


Ey şehir sen yoksun


Yol bir yere gitmez!

// YORUMunuz için ::



Dilsizmütercim: Hâlâ bavul hazırlıyor ve dualarınızı bekliyor...

Rabbim kendisi için terk ettigimiz şeyleri terk ettiğimiz için bizi sevindirsin.

"İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini elbette örteriz ve onlara,

yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz." Ankebut/7

***

Bir buçuk yıldır göremediğim ailemden ve ülkemden bilhassa İstanbul'dan tekrar ayrılıyorum bir daha ne vakit geri dönebileceğimi bilmeden. "İnsan"lar tüm bunlar olurken başörtüsü yasağının nesini tartışma ihtyacı duyabiliyorlar anlayamıyorum!


Çok dua bekler bu dua dilencisi...

Aşk ne zaman yakacaksın?!.

// YORUMunuz için ::


"Çekirdek mahvolunca hayat buluyor!" Senai Demirci





Muhabbet, ne zamandır bizimlesin?!.


Meveddet, ne zaman var olacak?!.


Ve Aşk! Ne zaman yakacaksın?!.


Beyza Beyaz

« Önceki :: Sonraki »