< Tek kişilik gizli empatik örgüt! Bir delinin akıllıca sözleri ve bir akıllının delice düşleri! - Blogcu






"İsterler ki kağıtlarına sığsın düşüncelerim, saksılarına duygularım!" "Oy kullanma hakkının bir şeyleri değiştirmesi mümkün olsaydı çoktan yasaklanmış olurdu!"

Dilsiz'in Ben Tercümesi

//



Kendinden yana bakmaya yorulduğu pencerelerinin tozunu alırken, sürekli yolculuk yaptığı trenin aynı cephesine oturup ve ne zamandır dikkat kesilse de etrafındaki yolun sadece bir yönüne aşina olduğunu farketti. Ters yönde ve hep baktığı yönün aksi istikametinde bir koltuğa gömüldü. Önce biraz soluklandı. Tüm yorgunluğunu içine yatırdı, düşünce hamaklarında sallandı. Sonra üzerinden geçtiği köprülerden içinin ağırlıklarını akıtırmışcasına dalgın dalgın bakmayı denedi. Akan her neyse daha çok genizine hücüm ediyordu. Manzaranın buğusuna rağmen yeni bir çehre kazanmıştı yollar.

Nice sonra gözüne kestirdiği bir manzaraya uzaktan bakan değil de içinde soluyan biri olmak için indi trenden. Biraz yürüdü. Üzerine çöreklenen gri ton açılana dek hakkıyla etrafını göremese de bir güzelliğin içine içine ilerlediğinin farkındaydı. Ufak bir nehrin kıyısına vardı. Yere çömeldi bir kaç çakıl aldı. Taşları avucunun içinde ovuşturdu ve bir birlerine sürtünürken çıkardıkları sesleri dinledi. Suya fırlatıp üzerinde sektirmeye can atıyordu ama yapmadı. Hafızası karşısına geçmiş dişlerini gıcırdatıyordu sanki. Atmaya kıyamadığı taşları sakin bir hareketle cebine koydu.

Bazı şeyleri evvela yaşarsınız. Sonrasında hatırlarsınız. Sonrasında da farklı bazı şeyleri ise en başta yaşadığınız şeyi hatırlamak için yaşamaya meyledersiniz. Git gide hatırladıklarınız yaşadığınızdan ziyade bir önceki hatırlayabildiklerinizin bir sanrısı haline gelir. Hatırladıklarınız bir önceki hatırlayabildiklerinizden arakladıklarınızdır artık. Bu durumu farkettiğinizde yaşadıklarınızda aradığınız tadın bu hal yüzünden kaybolduğunu anlayıp bu sefer unutmak için yeni hatıraların peşine düşersiniz. Ama araya ne kadar dolgu yaparsanız yapın, ne kadar örterseniz örtün hafızanızı tetikleyen şeyler genelde basite aldıp ihmal ettiğiniz ayrıntılarla en olmadık anlarda hırpalanmış varlıklarından çok daha güçlü bir hırpalayacılıkla karşınıza çıkarlar.

Babasıyla birlikte böyle bir yerde yemek yerlerken, gayri ihtiyari sormuştu. Yüzünde yediklerinden bir kırıntı var mı, diye. Gözlerini gözlerine denk düşürmeyi özlediği o yorgun adam çenesinin sağındaki bir karaltıya dikkat kesilip sanırım evet diyerek  yardımcı olma iştiyakıyla parmağını uzatmıştı çehresine. Nice sonra biraz da canı yanıp kendisi parmaklarını yüzünde, çenesinde gezdirdiğinde leke diye çıkartmak istediği şeyin çenesindeki ben olduğunu farketmişti.

Pütürlü ve ekşi bir şey düğümlenmişti boğazına. Gözlerini kısıp, hırıltılı bir sesle; o benim benim. Hiç mi dikkat etmedin şimdiye dek çehreme, diye mırıldandı.  Keşke yazılı kağıtlarına baktığı titizlikle bir kez olsun çehresine bakmış olsaydı yakınlarda. Geçici bir duraklama ve hayretten sonra aslında en çok kendi çabasıyla konuyu değiştirdiler. Yıllar geçti yüzüne yeni izler eklendi lakin o benin gölgesini gittiği her şehirde bir gölge gibi gezdirdi gözlerinde.

Şimdi yüzü değişiyordu ondan uzakta. Değişen yüzünün ardındaki o hüzün geçmiyordu lakin. Yüzünün ardında ruhu çentikler içinde kalmış bir çocuk yine de büyümek bilmiyordu. Bu ben, onu dilber eylemek yerine dilsizliğinin sebeplerden bir sebep oluyordu... Yine de dilsizliğine sebep olanlara pek çok defa mütercimliğini de boçluydu. Kendinden yana bakmaya yorulduğu pencerelerinin tozunu alırken, sürekli yolculuk yaptığı trenin aynı cephesine oturup ne zamandır hayli dikkat kesilse de etrafına dair yolun sadece bir yönüne aşina olduğunu farketti. Oturduğu yeri değiştirip düşünce hamaklarına yeniden yöneldi. Benine dair yeni bir pencereden bakmayı denedi...

Dilsiz...

Telkari

//


Gunlerdir pek cok sey birikti icimde ve de disimda... Her yerde irili ufakli kagitlarda, defterimde, bilgisayarda parca parca yazilar. Ama henuz icimde tam mayalanmadilar. Bu seferki fetret biraz uzun soluklu oldu ama bu hal ile dogru orantili bir kelamin hokkama gelip coreklenecegi de mechul. Bir sondaji bekliyorlar ama bu durum o kadar buhranli bir hal aliyor ki... Hersey bir muddet iceride saklanmali, icimizde bir yerlerde zamanini beklerken, alip da basimizla birlikte bir yerlere goturulup gezdirilmeli, sulanmali, budanmali. Dun saatlerce suan oturdugum kanepede oturup dusundum. Isten gelirken de surekli aklimin sacaklarina asili cumeleler sarkiyordu icime, icime. Yine de bir tikaniklik... Eski bir yaziyi bile o an ayni hissleri tasimiyorsam tekrar yayinlayamazken, ifade etmek istediklerimle hakkiyla ortusmeden bir seyler yayinlamak istemiyorum. Uzun uzun bir seyler anlatmak istiyorum ama mecalim yok. Yazmak istedigim yarim kalmis bir kac mektup ve yazilar... Dostlarimdan birine en son yarim  kalmis mektubumun fotografini gondermistim, yazilari okunmayacak sekilde, mektuptan umudunu kesmesin diye... Aslinda samimi bir mektup ve onu bekleyen bir dostu bekletmek en son ihmal edecegim sey bile degildir. Fakat sanki daha bir sayfayi yazip digerine gecmeden o sayfaya dusen ic golgelerim degisiyor, o kadar yogun bir hareketlilik var icimde. Isigin kaynagi ya yer degistiriyor ya da degisiyor surekli. Bu sarmallik bir yerden sonra kisir donguye de donusebiliyor. Golgesiyle oynayan bir cocuk var icimde, bir kaciyor bir kovaliyor. Saatler sonra bu sessiz monologlarin zehrini alacak, uykuya dalarken bilinc altimda tekrarladigim bir cumle cikiverdi karsima. -Ne yapiyorum ben?-sorusuna mukabil...

Dilsiz Mütercim: Acinin ve sabrin telkarisine yurek teri dokuyor, kârini da Allah'tan bekliyor... Oyleyse size neden anlatiyor derseniz, sizden de dua bekliyor... Parmaklarimda tel kesikleri...


Bir yelken parçası, bir kürek artığıyım ben!

//

 

Endülüs önlerinde yakılan gemilerden arta kalan küçük bir tahta yanmaya devam ediyor aklımda… Belki bir yelken parçası bir kürek artığıyım ben!” Ve belki de geride bırakılan tershanelerde terslikleri düzeltmek için yetiştirilenlerdenim! Okuldan atılan annemin yaptığı kağıttan gemiyim… Sürgüne giden babamın uyanıkken gördüğü rüyalarım… Bir zincirin halkası gibi mazlumluğu ve direnişi okul önlerinde annelerinden miras alan dostlarımla kaderdaşım~kederdaşım ben… Direniş aşısıyla büyümüş bir yedi verenim... Hasılı hüznün büyüttüğü çileli bir çınarım ben… Sevdiğinin kaderinden pay alırken payına hep hüzün düşenlerdenim! "Bir ağacın bütün çilesi meyveye geçer!” Benden doğacak yine benim gibi bir çığlık… Hiç kimse kendinde olandan daha fazlasını veremezken; hüzne bulanmış dualarımdan öte bir şey veremem... İncine incine nasırlaşmış yüreklerin, mazeretleri dışında incitenlerden ne farkı kalır?! İşte incinmiş lakin nasır tutmamış bir yüreğin sahibiyim ben…

Dilsizmutercim... Yazılış tarihi eskimiş mahiyeti değişmemiş bir yazı...

Kasımpatıların Bildiği

//




Kasımpatıların bir bildiği olmalı Allah'ım?..

***
**
*

Filistin Der[d]in Derdimdir!

//


-boy boy çocuklarım gibi oldu hüzün,

bir türlü büyütüp de mürüvvetlerini göremediğim...

***

Meryem "Keşke..." dedi "Bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim." [Meryem 23]

"Ağlarım anlatamam hissederim söyleyemem/ Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım!" Mehmed Akif Ersoy

"Harekette birlik olmazsa fikirde birlik faydasızdır." Muhammed İkbal

***

Pek çok şey kursağıma düğümleniyor, bir yanım ciddi ciddi yanlarına gitmeli/yim diyor, bir yanım dostumun bu gel-ditlerimde hatırlattığı üzere; "Filistinde eksik olan şey gerçekten insan sayısı mı?" diye soruyor. Elimden dua etmek ve İHH ile ufak bütçemden yardım göndermekten ötesi gelmiyor. İHH'nın yardım organizasyonları dikkatini çekmeyenlere bir hatırlatma ve örnek olması için yazıyorum bunu. Bir şekilde Fiili duaların hakkını vermemiz gerek. Ve sanırım bu evvela Konya'da talim yapan İsrail savaş uçaklarına dair ve buna zemin oluşturan zihniyete yönelik olmalı. Yine Siyonist İsrail kan ve göz yaşından başka bir şey değilken utanmadan "İsrail Dostluk Grubu"na katılıp şimdi de kahramanlık taslayıp istifa eden zihniyete dair bir şeyler yapmalı! Allah bizim edilgen kalmamıza izin vermesin. Bu katliam bir ilk değil lakin seyirci kalmak da artık katlanılır gibi değil. Nasılını bilmiyorum ama eylemlere bir şekilde derinlik ve hacim kazandırmak gerek. Çok ağır geliyor...

***

137. SİZDEN önce [nice] hayat tarzları gelip geçti. Öyleyse, yeryüzünde dolaşın ve hakikati yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün:

138. Bu, bütün insanlara açık bir ders ve Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için bir rehber ve bir öğüt [olsun].

139. Öyleyse, cesaretinizi yitirmeyin ve üzülmeyin: Eğer [gerçekten] inanıyorsanız mutlaka (insanların) en üstünü olursunuz.

140. Eğer başınıza bir bela gelirse, [bilin ki,] benzer bir belaya [başka] insanlar da uğramıştır; zira böyle [iyi ve kötü] günleri insanlara sırayla paylaştırırız: [Bu,] Allah'ın, imana erenleri seçip ayırması ve aranızdan hakikate [hayatları ile] şahitlik yapanları seçmesi içindir -çünkü Allah, zalimleri asla sevmez-

141. ve [aynı zamanda] Allah'ın imana erenleri her türlü boş ve yararsız şeylerden arındırması ve hakikati inkar edenleri etkisiz hale getirmesi için.

142. Allah, [kendi yolunda] üstün çaba gösterdiğinizi ve zorluklara karşı sabırlı olduğunuzu görmedikçe cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Muhammed Esed Meali/

Âl-i İmran Suresi

"-Zafer ve yenilgi günlerini insanlar arasında dolaştırıp" duracağını vaad eden Rabbe dayandık... Fakat; "Onlar, bulut gölgeleri içinde Allah'ın meleklerle onlara gelmesini ve emrinin gerçekleşmesini mi gözlüyorlar?..." diyor Rabbimiz ve “Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve sizi dininizde sabit kılar" ve "Eğer Allah size yardım ederse, artık hiç kimse sizi mağlup edemez” diyor.

Melce

//


Bir kase su gibi dökülse kuma

Kuramlar kollayan dik başlı aklım


Rüzgarın başıma verdiği şekil

Yol olsa içimin ormanlarında



Unutsam eşyanın gürültüsün

Rengini suların tadını gülün



Günleri bir secde hızıyla geçip

Erişsem mahşere bir iftar gibi


Genişle ey kalbim kardan sözlerle

Ayıkla ve yıka pıhtılarını


Mehmet Akif İnan

Cümle Kapısı

//



Kapı zillerimizin saati hep bozuktu eskiden,

Her vakit çalınabilirliği pek çoklarımız için değişti aniden...

***

Yazının başlığı "Cümle Kapısı", umuda dair bir işaret benim için...

Saati bozulmuş zillerin düzelebilirliği cümle kapımız yüreciğimizden geçiyor. Gerçekliği eskisine nazaran hâlâ böyle olmayanlar lütfen alınmasınlar. Gözüm her yerde bu gerçeği arayıp, bulmuyor elbette. Hâlâ yüreğinin de kapısının da değil saati bozuk zillerine istediğim zaman basarak, seslenmeden içeri girebildiğim, kabul edildiğim dostlarımız var ve bu katıksız muhabbeti Yaratana hamd olsun. Umudum olmasa burada ne işim var. Bu dizeler bir girizgahtı. Fakat madem daha içeri girmeden cümleler yüzümüze çarpıyor, cümle kapısı açık kalsın, girenlerle konuşalım...


Bir Eflatun Masalın Kutup Halleri

//


-ba


Dokundukça acıyan yaralar kadar sahiciyim

Gizlendikçe göze çarpanlar kadar sahici,

Bir şehre çatılarından bakarmış gibi bakma bana

Kuş bakışı, uzaktan ve yabancı.


Söylendikçe eskimez benim şarkım

Ve sustukça unutulmaz


En keskin çehresinden, çekingen ve geçirgen

Tırnaklarıyla ruhuma mıhlanmış

İçimdeki kara kedi, tırmaladıkça duvarlarımı

Gözlerime yağar tüm siyahi bulutlar

Yine de, derdimden habersizce severim ben derdimi


Ey ruhumun tüm sökülmüş,

Terzisini arayan yanları

Fırlatıp tüm “Kufe”liğini bir yana zamanın

Sura üfler gibi ruhuma

Aşina bir dille fısıldamalısın

Yarım kalmış eflatun masalları

Ve mıknatısın tüm kutup hallerini

Öğretmelisin bana

Tökezlediğim seferlerde yeniden

Yön bulmam için


Çakılmış bir çivi gibi mıhlanmış

Bu, günden güne daha da ekşiyen

tanımlayamadığım -efkarı-

Sivri ve gürültülü

Bir vidayı söker gibi,

Yavaş yavaş

Bir sema ahengiyle

Ayıklamalısın saçlarımdan


Sonra, bir ağaca yaslanır, bir dalı silkeler gibi

Müşterek sevinçler çoğaltarak ağlamalıyız...

Gün ve güneşi unutturacak,

Gecenin karanlığından elem duy-ur-mayacak

Bir huzur doğurmalıyız bunca iç kanmaya


Tüm mecaz düğümleri çözerek

Her boydan ve renkten halimizi örten

Burkulmalardan arınarak

Hal tercümemizden

Şiirler okumalısın bana

Aynalarda asılı kalan acımı sırlayacak


-ba

Dilsizmütercim:Meryem Rabia Taşbilek

 

Nedenimizi Emzirip Nasılımızın Zehrini Almak

//

o çatırdayan köprüsünü sabrın

birbirimizin tökezini çözerek aştık

iki yanlızlığın birbirine yaslanarak

yaşlandığı

dinmek bilmeyen yağmur

yorgunluğumuza su verir sandık

büyüdük ve büküldük


pasını silkeleyen bir maden gibi

yeniden boy veririz sandık

nesneleri titreten bir ses

narımızı deşerek

acımızın kanadına dokundu

burkulup kaldık


nedenimizi emzirip

erken yitirilen bir çocuklukla

nasılımızın zehrini alırız sandık


üzüntülüyüz ama uyanık

kanıyoruz ama berrak

yüzümüze bakan içimizi görüyor

kırıldıkça çoğalıyoruz


gözlerimizi dinlendiren nesneler

içimizi neşelendiren sesler

bizi çoğaltan özneler arıyoruz...

Dilsizmütercim:Meryem Rabia Taşbilek

KALBİMİN İNCİR BAHÇESİ SÜKÛTUMUN GİZLİ LEHÇESİ/03/05/08

//


 

Neslihan'ın aşk acısına


Biliyorum önlenemez bir hoyratlık seninkisi,
Yüreğime bilerek ve isteyerek kıymıklar batırsaydın eğer;
Belki de çok daha kolay olurdu her şey,
Oysa şimdi bol çakıllı sükutunla
Ve martı çığlığı gözlerinle
İçimin duvarlarını tırmalayıp duran
Aklımdaki ırmakları pıhtılaştıran
Aynı dem mavi bir gökyüzü gibi yüzümde açan
O her sükuta yakışan
Her selamda örseleyensin
Sol yanımdaki kanlı madeni
Ve ey sen…
Ve ey sükutuna bürünüp sakınan
Acıyı her dem kınından çıkarıp
Tüm çığlıkları soyunan

Aklımı ve yüreğimin sızılarını
Saçlarımı yolarcasına avuçlarımda tutarken
Seni daha az hatırlamak ne kadar avutur beni?
Uzaktaki yakın olmaklığınla…
Bütün acılara sahip çıkmışken
Benim mutluluğum bütün olmazlık
Ters orantılık...
Ah sen;
Kalbimin incir bahçesi
Sükutumun gizli lehçesi
Ve ah sen o martı çığlığı gözlerinle
İçimdeki denizi kurutan
Oysa ben tüm atlarımı tımar edebilir,
Geceleri bir eve sığabilirdim
Sade senin yüzünde gürleyen ve gürleşen
Bir gök olabilirdim…
Bilesin ki önlenemez bir sızı benimkisi,
Sızılarımın sazlığında acılı aminlerimi koklayarak
Söyle yarına kaç gün var?

 

Meryem Rabia Taşbilek


 

« Önceki :: Sonraki »