
ŞAM/Suriye/Dilsizmutercim
Parmaklarım/nda Görünmez Çürükler
// YORUMunuz için ::
Yeniden yayinlamak istedim.
Hafif uzamış tırnaklarını birbirine kanırtarak garip ama iç gıcıklamayan bir ses çıkartıp duruyordu. Çıt çıt, çıt... Aslında bunu utandığı yahut kızdığı zamanlarda da yapardı. Sırf bu masum, garip tavrı için bile severdim onu. Ama entafındakiler elbise askılarını hep aynı yönde dolaba yerleştirmesi gibi hakkındaki pek çok gerekli, gereksiz ayrıntıyı bilmediklerinden bu dışa vurum ne kadar anlamlıydı onlar için bilemiyorum. Muhtemelen o da bu ses kulaklarını gıdıklıyordur ve etrafındakiler de bundan muhtelif anlamlar çıkartıyorlardır, diye düşünüyordü.
Kalemin tersini bağrına bastırarak ucunu açanları severim, dedi. Bunu yaparak kendisini dinleyen bir öğrenciye yarım yamalak bir tebessümle baktı. Parmaklarında görünmez çürükler olan biriydi o. Kendisinden bahsederken yüz hatlarından, üzerindeki giyisilerden bahsetmemi bekleyenleriniz olbilir. Ama bu kısımlarda kara kara kalemin gölgelerini kullanma konusunda anlaştık onunla, deyip geçiştirmeyi yeğlerim sizi. Hem bunun ne önemi var! Size etraftaki onlarca meraklı gözün sahibinin psikiyatri öğrencisi olduğundan, koca anfide gözlerini kısıp uzaklara baka/bile/n nadir kişilrenden birinin; konu/k sandaliyesinde oturan, parmaklarındaki sızının bir benzerini aklında da taşıyan olduğundan bahsetmem yine de bir şeyleri değiştirir mi dersiniz? Yüzündeki tek bariz kırışıklık tebessüm izleri ve göz çevresindeki uzaklara bakıp durmadan mütevellit uykusuz gecelerin yadigarı göz altı sandukalarıdır diyebilirim sadece.
Derin derin nefes aldı. Neden burdaydı. Birden kalkıp gitme fikri kabardı içinde. Sanki doktor da bunu farketmişti ki sıkıntıdan parmağındaki yüzüğü ovuşturarak kendisine bakıyordu. Eş zamanlı olarak o da çıkartıp attığı saatten arta kalan, bileğindeki boşluğu ovuşturmaya koyuldu bir müddet. kisinin de onca nesne arasından can sıkıntılarını dışa vurmak için bu nesneleri seçmiş olmalarının bir anlamalı olmalıydı. Keşke herkes yapması gerekene bu kadar muntazam uymasaydı da salonda kendisinden başka bir şeyle de üzerindeki dikkati paylaşabilseydi. Ama burada öyle farklılıklara tahammül ve cesaret olmazdı pek, biliyordu bunu.
Etraftaki uğultuları ciğerlerinden boşalttığı havanın hırıltısıyla bastırmayı istermişcesine derin ve uzun soluklar alıp verdi. Buraya geliş vizesinin hayalindekinden ne kadar da uzak olduğunu düşünürken öfke kanında dolanıp, alnında birikmeye başladı. Ter bastı. İşte anfide dersteydi. Üstelik konu/k da kendisiydi.
Doktor ona yeteri kadar zaman tanıdığını düşünmüş olmalı ki, artık kısaca kendisini tanıtmasını istedi. Zaten dakikalardır susuyordu ama bu sorudan sonra duruşunu biraz değiştirip başka bir şivede susmaya devam etti bir müddet. Bir insan daha kaç lehçeyle susabilir ki hayatta. Sesli söyledi mi tam bilemiyorum ama, kim olduğumun ne önemi var der gibiyidi. Sokakta tanımak için kendinize, tanıtmak için bize fırsat vermediğiniz varlıklardan biriyim sadece. Aslında şimdi de beni tanımak için istemiyorsunuz kendimi tanıtmamı bunu hepimiz gayet iyi biliyoruz.
Peki, dedi doktor biraz bozularak. En azından bize anlaştığımız gibi nasıl olduğundan bahset biraz. Yutkundu, yine sağ elinin parmaklarını, sol bileğinde bir müddet önce çıkarttığı saatin kayış izi üzerinde gezdirdi. Yeterince sessizlik olmadan duyulamayacak bir sesle konuşmaya başladı. Böyle olsun istiyordu, çünkü gerçekten dinlemek istemeyenlere sesinin çarpıp kendisine tekrar geri gelmesinden yorulmuştu. Konuştukça etraf da sessizleşiyordu. Parmaklarında görünmez çürükler vardı. Nereye uzandıysa hep kapı aralarında sıkışmıştı elleri. Topuklarıysa hep ayakta durmaktan nasırlaşmıştı. Yine de en yumuşak noktası kalbiydi varlığında.
Şöyle dedi; doğduğumdan beri bir saat gibiydim. Nice asit yağmurları altında kaldım. Eşyadan esen rüzgar çehremi eskitti. Pörsümüş takatimle yine de yoluma devam ettim. Hiç teklemedim. Bir gün yine böyle muntazaman başladım güne. İçimde yankılanan gürültülerin varlığımın işleyen dişlilerinden gelen sağlıklı sesler olduğunu sanıyordum. Her gün olduğu gibi, tik tak tik tak... Geçen zamanın hayatımın arka fonunda çalan sesiydi bu, bilirsiniz. Ya da bilmezsiniz... Her neyse, birden bu bildik tik tak, tak dedi kaldı. Tarif edebileceğim hiç bir şey hissetmiyorum o günden beri. Beynim fazla su çekmiş bir sünger gibi. Yandıkça eğilip bükülen bir kibrit gibi hayatım. Ateş hep parmaklarıma dokunacak mesefeye kadar tüm rüzgarlara inat yanmaya devam etti ama tutuşturulması gerekene dokunmadan söndü sonra parmak uçlarımda. -Sonu olmayan bir eğrinin yakınında çizilmiş bir doğru gibi, uzadıkça eğriye yaklaşıp, bir türlü ona tam kavuşamıyorum.-
Ama yalnız olmadığımı biliyorum bu biraz iyi geliyor saçma da olsa. Çoğu kez yanlış yerlere koyduğumuz virgüllerden nefesim/iz kesiliyor. Ya da koyamadığımız noktalardan. Nokta koyacak yere yakıştırdığımız üç noktalardan... Soru işareti yerine erkenden bir kolaycılıkla seçtiğimiz tırnak işaretleri usumuza sus payı olsa da içimizdeki boşluğu ekşitmekten ve bize zaman kaybettirmekten başka işe yaramıyor. Ne noktayı ne de üç noktayı hak edebilmiş arafta cümleler çöpülüğinde boğuşuyoruz pek çok defa. Ahengi yitiriyoruz. Hayatın imlasını söküp, düzgün bir cümle kurmak ne de güç.
Aslında nasıl olduğumu gerçekten merak etmeyenlere cevap vermekten pek hazzetmem. Tıpkı aynı soruya sadece teşekkürle cevap verenlerden hazzetmediğim gibi. Ve nasıl olduğumu anlatacaksam, gerçekten bir kulaktan ötesini bulabilmişsem yalan söyleyecek de değilim. Şimdilik bir istisna yapmam gerekiyor. Demek nasıl olduğumu merak ediyorsunuz siz ve öğrencileriniz. İyi değiliğim! Ama bunun farkındayım. Peki siz beni dinlerken kendi sağlamanızı yaptınız mı? Sizin tik taklar ne alemde?!. Yoksa size de su geçirmezlik kabiliyeti mi kazandırıldı. Canınıza tak etse de akordu bozma lüksünüz yok mu?!.
Sonra kalkıp sınıfı terketti. Akşam pencereden atlayan arkadaşı yüzünden kolları çıkartılmış camdan dışarıya bakmak üzere odasına doğru ilerledi.
Küçüktüm. Hastane ziyaretine giderken alınabilecek onca hediye arasından kalkıp bir saat almıştım ona. Aslında bir tane de kendime almalıydım. Onsuz geçen zamanın çetelesini tutmak için. Hala aklıma geldikçe ürperirim, nerden aklıma gelmişse. Alıp takmıştı eskisinden boşalan bileğine. Onu ritme kavuşturacak bir anlama ihtiyacı vardı. Kavrayabileceği, hissedebileceği... İyi/leşmesi için yeterli bir sebep olabilirdi bu yahut onu bulmak için güç toplayıp ikna etmeliydi kendisini. Belki de hediyem işe yaramıştır, kim bilir. Şimdi de olsa bir metronom aleti alır baş ucuna bırakıp, Asr Suresi okur ağlardım. Hayatın imlasını söküp, düzgün bir cümle kurmak ne de güç!..
Dilsizmütercim: Meryem Rabia Taşbilek
...
..
.
Başörtülülere Uygulanan Terör Bitecek mi?
// YORUMunuz için ::
Luka Bölüm 12 (Mat.10:26-31)
1 O sırada halktan binlerce kişi birbirlerini ezercesine toplanmıştı. İsa önce kendi öğrencilerine şunları söylemeye başladı: «Ferisilerin mayasından - yani, ikiyüzlülükten - kaçının.
2 Örtülü olup da açığa çıkarılmayacak, gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur.
3 Bunun için karanlıkta söylediğiniz her söz gün ışığında duyulacak, kapalı kapılar ardında kulağa fısıldadıklarınız damlardan duyurulacaktır.
4 «Siz dostlarıma söylüyorum, bedeni öldüren, ama ondan sonra başka bir şey yapamayanlardan korkmayın.
5 Kimden korkmanız gerektiğini size açıklayayım: kişiyi öldürdükten sonra cehenneme atma yetkisine sahip olan Tanrı'dan korkun. Evet, size söylüyorum, O'ndan korkun.
6 Beş serçe iki meteliğe satılmıyor mu? Ama bunlardan bir teki bile Tanrı katında unutulmuş değildir.
7 Nitekim başınızdaki saçlar bile tek tek sayılıdır. Korkmayın, siz birçok serçeden daha değerlisiniz.
17 yaşındaki Merve Akgül'ün, Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğünce organize edilen Çanakkale gezisi sırasında İl Milli Eğitim Şube Müdürü sıfatını taşıyan Mehmet Eldem'in emriyle başörtülü olduğu gerekçesiyle diğer öğrencilerin gözü önünde otobüsten indirildi. Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, konu üzerine bir basın açıklaması yaptı. Kaya, Bu tür gayrı insani, gayrı ahlaki ve vicdansız, hukuksuz yaklaşımların mutlaka hesabının sorulması gerektiğini aksi takdirde yarınlarda hesap vermekte zorlanacaklarını belirtti.
Basın açıklamasının tam metni:
Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu'ya Soruyoruz:
BAŞÖRTÜLÜLERE YÖNELİK DEVLET TERÖRÜ NE ZAMAN BİTECEK?
28 Ekim 2009
Türkiye'de düne kadar tabu sayılan pek çok konu bugün tartışılıyor, yer yer aşmaya yönelik adımlar da atılıyor ama Müslümanlara yönelik ayrımcılık, düşmanlık noktasında Kemalist despotizm eski alışkanlıklarından vazgeçmeye hiç de niyetli görünmüyor. Müslümanlara ve İslami değerlere karşı köhnemiş bürokratik zihniyetin estirdiği devlet terörü hükümetin ve kamuoyunun duyarsız tutumundan da beslenerek giderek daha vahşi bir hal alıyor. Nitekim geçtiğimiz hafta Muğla'da yaşanan hukuksuzluğun hesabı sorulmadan, benzeri bir edepsizlik şimdi de Mardin'de icra edilmiş durumda.
Aynen Muğla'da yaşandığı üzere, Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğünce organize edilen Çanakkale gezisinin katılımcılarından bir kız öğrenci işgüzar bir despot tarafından otobüsten indirilmiştir. İl Milli Eğitim Şube Müdürü sıfatını taşıyan Mehmet Eldem'in emriyle başörtülü olduğu gerekçesiyle kız meslek lisesi öğrencisi Merve Akgül'ün geziye katılımı engellenmiştir. 17 yaşında bir genç kızı inancı gereği örttüğü başörtüsünden dolayı cezalandırmak ve herkesin içinde otobüsten inmeye zorlamak bir zamanlar ABD'de ve Güney Afrika'da ırkçı-faşistlerin siyahlara dayattığı ayrımcılığı hatırlatan uygulamalar cinsinden bir alçaklıktır. Ve işin ilginç yanı bugün adı geçen ülkelerde de tüm bu uygulamalar geçmişin utancı olarak lanetlenmektedir.
Mardin İl Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Eldem'in bu açıkça ayrımcılık içeren tavrının kaynağının, bundan önce benzeri tavırlar sergileyen diğer faşizan kafalı bürokratlardan hesap sorulmamasından kaynaklandığı açıktır. Ne yazık ki, şiddetle lanetlenmesi ve derhal hesap sorulması gereken bu tür zalimane eylemlere, işgüzarlıklara karşı gereken tavırların gösterilmemesi bu tür azgınlıkları, keyfilikleri teşvik etmektedir.
Bu yıl okulların açılışında gayet yerinde bir tavırla ilk ders olarak ayrımcılık konusunun işlenmesi talimatını veren Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu'yu tutarlılığa davet ediyoruz. Eğer amaç şov değilse, lütfen derste dikkat çektiğiniz, teşhir ettiğiniz yanlışların bizzat sorumlu yöneticilerinizce icra edilmesine sessiz kalmayın! Ortada hiçbir mevzuat bahanesi ve yetki ya da yetkisizlik kılıfıyla savunulamayacak, örtülemeyecek açık, net bir zalimlik, tam tekmil bir ayrımcılık mevcuttur.
Bu tür gayrı insani, gayrı ahlaki ve vicdansız, hukuksuz yaklaşımların mutlaka hesabının sorulması gerekir. Bunu yapması gerekenlere bugün eğer sorumluluklarını üstlenmez ve görevlerini yapmazlarsa yarınlarda hesap vermekte zorlanacaklarını hatırlatıyoruz.
Özgür-Der
http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=10603
http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=11074
Yolda Olus/um/2
// YORUMunuz için ::23 gun suren Guney Dogu yolculugumdan simdilik birkac fotograf paylasabiliyorum. Internete girme konusundayasadigim guclukten dolayi yorumlarimi da yakin bir zamana tehir etmek zorundayim. En azindan cektigim Diyarbakir/Amed & Mardin fotograflarindan bazilari fikirhanemdeki dilsizligime bir son versin ve tefekkurlerimden yana az da olsa benim icin tercumanlik etsin istedim. Selam uzerinize olsun...
Dilsizmutercim/Suriye
Dilsizmutercim:Meryem Rabia Tasbilek
Yolda Oluş
// YORUMunuz için ::
Selam üzerinize olsun...
Dilsizmütercim: Meryem Rabia Taşbilek
İstanbul-Bursa Arası Çehreler
// YORUMunuz için ::Bir usul meselesi... Hayat da öyle değil mi? Sadece eylemlerimizin sonucuyla halimizi, nihayetimizi kurtarabiliyor muyuz? Fıtarata uygun olana, metoda dair güzel bir değiniydi benim için bu ayrıntıdan haberdar olmak.
Gece Yürüyüşü ve Aklımın Rahmindeki Nutfe
//Ey!
Akleden kalbimin rahmine yapışıp kalan umut nutfesi, hayatım!
Ey, doğduğundan beri başkalarının ve belki de benim başarısız, hoyrat kürtajlarına maruz kalıp sakatlandığı halde varlığımın bağrına yapışmaktan vazgeçmeyen; umut!
Çocukluğumu kurban ettim sana. Parça parça pay edip sundum. Sonra sonra yürüdüğüm engebeli yollarda anı, yorulmadan kurtarabileceğim takatim ve canımla besledim seni. Yorulmayı göze aldım, yoruldum. Yokuşlarda, senin kendi varlığının hakkını vereceğin, gelecek bir güne dek hassas ve kırılgan varlığını beslemekten bitap düşüp, nefesim kesildi. Dostlarım rahimlerinde meyvaya durduğunda bile ben elimi kalbimin üzerine bastırıp seni sevdim, ey umut. Kalbimi her tekmeleyişinde ve geceleri sancınla uykumu kaçırıp, nefesimi her kesişinde varlığına şükrettim tüm burkulmalarımdan öte. Çünkü; sana doğru giderek artan bir meyille yaratılmış/t/ım. Hiç gocunmadım, gocunmamaktayım.
Ey varlığına şükrettiğim sancımın sahibi! Şimdi, çocukluğumdan beri bağrında saklanıp, sarılıp, ağladığım, güldüğüm, düşündüğüm, içine düştüğüm, okuduğum, unuttuğum, unutayazdıklarımı hatırlamaya çalıştığım ağaç kovuğumdayım. Meryem'in sancısından bir payla geldim. Bazen neyin sancısını çektiğimi bilmez bir haldeyim, en bereketli anlamı giydir bu sancıya Rabbim! Bu sancı ki beni erkenden çocukluğumdan eden. Severek çektiğim, çektikçe sevdiğim beni ben kılan, çok kıymıklar batırıyor aklımın sinir uçlarına. İşte, büyüdükçe, ayakta kalabilmek için, içini boşaltıp hafifleten çınarlardan bir çınarın gölgesindeyim. Bu ayetini görmek bile ruhumun yırtılmışlıklarına inşirahı sarıyor. İçimdeki hüznü yıka, hafiflet, inşirah ver Rabbim! Toprağın sarıp sarmalayamadığı, açıkta kalan köklerinin kavislerine oturup, yaslanıp yakarıyorum işte Rabb. Biliyorum bana lutfunla yardım edeceksin ama yine biliyorum ki varlığımı kıvrandıran lütfunun ve keremimin açlığına, tüm bitap düşmüşlüğüme rağmen, uzattığım dalları silkele diyeceksin.
Yorgunum Rabbim, yorgun. Nicedir, nice umutlarımı ölü doğurup vakitsiz sancılarla, gömüyorum yüreğime, benden iyi biliyorsun. Aczimi kabul edişimle beni güçlü kılmanı diliyorum. Sana dayandım hakkını veremesem de. Kendimi, en çok da kendimi, sana şikayet ediyorum. Varlığıma merhametinle gülümse Rabbim. Aralıksız, esirgemeden lutfettiğin merhametini görebilmem için akleden kalbimin gözlerini daha derinlere ve daha derince aç/tır!
Yorgunum Rabbim, evladını yitirmiş analar gibi gömmekteyim kalbimin rahminden düşlenleri. Meryem'in yaptığı gibi dallarını silkeleyemiyorum, köklerine tutundum. Hep kapılar açmaktasın, hiç kapatmadığın kapılarının açık olduğunu göstermektesin belki de nasibimizce. Ama bir iteklemelik takatim kalmadı içeri girmek için. Tokmağına tutundum kaldım. Bunca kapıyı açan Sen, zahmetsizce içeri de alabilensin, bilirim. Bunu bana bildiren de sensin!
Yorgunum Rabbim, yorgun! Sana yaslanıp kendimi şikayete geldim. Ben İbrahim değilim, bir İsmail'im de olmadı hiç, sana kurban edecek. Ama kalbimin rahminden gelen, öpüp kokladığım, yeni terlemiş saçlarını severek, toprağa verdiğim, adı konulmuş, konulmamış nice gürbüz umutlarım oldu. Hepsini yeni bir tohum olmaklıkları niyetine varlığımın bağrına gömdüm. Belki de tökezleyişim buradan. Sadece kurban etmeliy/d/im. Yine de niyazımdır, bu hüzümnbazlığımdan gürbüz filizler yeşertmen. Hangi tür ve renkte açacağını bilmeden emek verdiğimiz sabır tohumlarımıza, bu teslimiyetimiz hürmetine yedi veren gücü kat, bereketlendir hasatımızı ey Rabb!.. Onları kendi ellerimle soldurmama müsade etme artık. Uzattığın dallar yerine, kendi benliğimi silkeliyorum önün/d/e. Dökülen bir hayır meyvesi var da ben mi göremiyorum!?. Sade yolunda hayırlı bir kul eyle beni başka sancı sahiplerine inşirah vesilesi. Öyleyse varlığımın sancıdan ibaret olmasına da razıyım.
Mum tahtaya dayandığında, dedi çilekeşliğini sana basamak kılmış bir kadın. Mum tahtaya dayandığında... Beklerim Rabbim, beklerim. Ama beni, bizi onar ve hayrına layık bir hale hazırla. Dayanma gücü ver. Katından gelecek her hayra muhtacım/z. Tüm suni dayanaklardan bizar ve azade, katıksızca sana dayanma gücü ver. Bizi güvensiz, ahlaksız imandan koru! Sabrımızı eyleme çevir. Madem geceyle karıldı çağımızın kaderi, menzili Senin rızan olan bir gece yürüyüşü kıl bizi!
Ey, aklımın rahmine tutunan nutfe, ey umut! Ey varloluş sancım! Yokluk içinde seni var kılan ve varlık içinde seni yoklara karıştıranın kudertini elinde tutanın hakkı için, sevdim seni ve parçalanmış uzuvlarınla büyümekte olduğun rahmimden elbet bir gün tüm sancılarıma kefaret olmaklığına doğuracağım seni. Yoktan var eden varlığını tamir etmeye de kadirdir! Ve yine bilirim, doğduğunda Rahim olandan, yeni bir sancı düşecek aksak varlığımın rahmine. Ey akleden kalbimin rahmindeki sancının sahibi Rabb, uzattığın dallar yerine kendi varlığımı silkeliyorum önünde, aczimle. Bizi istikameti ve nihayeti Senin rızan olan bir gece yürüyüşü kıl!
*Anlayışınızı umarak bu yazının yorumlarını kaldırıp, yoruma kapatıyorum zira ortada yorumlanacak bir durum yok. Selam üzerinize olsun.
Dilsizmütercim:
Meryem Rabia Taşbilek
SENİ BANA KILAN/10/05/2008 Kendime Hatırlattığımdır!
// YORUMunuz için ::
SENİ BANA KILAN
İçimi bu kadar yakmak için
Hasreti bu kadar içten anlatman
Hatta hasretin kendisi olman
Şart değildi bir tanem
Şart değildi bu denli yanman hasrete
Elden ne gelir ki
Pervanesin işte
Bildim bileli öyleydin
Dertleri meşk edinen
Bir ateş delisiydin gördüm göreli
Kaderindi
Mahkumdu elin
Naçardı alnın
Ateş yazındı
Dönüp dönüp yanmak
Yana yana dönmek
Nazındı
Ne bahar yaşadın ne kışın oldu bu yüzden
Ne masalın ne bebeklerin
Ne de
Uçurtmalar gönderdin yerden
Göğün yüzüne
Ama ben bu yüzden
Yalnız bu yüzden sevdim seni işte
Apayrı başka sevmelerden
Yalnız bu yüzden
Müziğinin sesi hıçkırırken içimde
Ve alev bulutları sararken dört bir yanı
Duydum
Okyanuslar üstünde yürüyen
Hıçkırığının sesini
Gözlerinin kıblesini gördüm
Hasretini giyindim yeniden
Bir sevda gibi kuşandım
Derdinin neşesini
Gurbetini
Aşk hevesini
İpekten kanatlarının çilesini
Ateşe raksını kuşandım pervasızca
Talihindi belki Rabia
Bu yüzden mecburdun
Mecburuydun hasretin
Aynı sebepten
Hep mecbur kalacaksın belki
İbrahimi yazgına
Bu demek ki bir bakıma
Sınavların hep sevdiğinle olacak –görünürde-
Görünmezde en sevdiğinle bir olana dek
Olana dek
Hasret olacak kaderin
Yakine mahkumsun çünkü
Yarına
Aziz bir muhtaçlık seninki
Korkma
Yazgın yakin çünki
Ne icbar ne irade
İnan ki bir tanem
Yazgı bu seninki
Ve bizimki…
Bu bezmi elestten
Aynı kalemle yazılı olmakdır küçüğüm
Aynı kadere
Aynı yöne düşmüş olmaktır
Takılı kalmaktır yüreği
Geldiği yere
Döneceği yere hem de
İşte budur seni bana yakın kılan
Ne zamandır anlatamadığım da
Budur sana işte
Gerisi lafı güzaf
Irağa bürünen mesafeler
Arpa boyu gurbetlerdir aslında
Tayyı beceremediğimizdendir uzaklar
Zaruretler zahmetler
Nimetlerdir
Makamlardır külfetler
Dilenen, hep af
Ne hacet
İçimi bu kadar yakmak için
Hasreti bu kadar içten anlatman
Bu denli yakman sözü
Köz olman
Elzem değil ki kadere sui zan
Hasrete gurbete
Çünki
Hiçbir şey sorumlu değildir
Aşinalığımızdan kader kadar:
Sevmek
Aynı kalemle yazılı olmakdır
Ve seni bana kılan bir tanem
İnan
Ezelden alnımıza vurulan
Bu yazgıdır zaten!
Apayrı başka sevmelerden!
Dr. Selma Karışman
Kayıp Kentli/Şiir
// YORUMunuz için ::
1)
Neden mi bir susmak haritası serili bakışlarımda?
Çünkü çok uzundu… Çok! bır..ak..tıkla..rım!
Elimden bir şey gelmedi,
Kestim ellerimi, her şeyden geri
Çağırdım beni
Tüm ziyanlardan!
2)
Söyleyecek bir sözüm kalmadı
Gözlerimi geri çağırdım uzaklardan
Döneceğim tek yer: içim...
Yaraları bir olanlar ancak kardeştir
Bana her şeyi şimdi yeniden anlat
Durgunlaştığı zaman karanlık odalara bölünen kalbime
Yüzümü üflerken buluyorum ateşlere
Yüzümden ne istiyorum ellerimden ne?
Beni tanımasınlar mı?
Geceleri hayatı notlarına çeken bu adamdan
Kaçırdığım ne?
Söyleyeyim: var olandan düşümdeki beni…
Kim var olandan öte ki?
3)
Konuşmayacak mısın?
Ben söyleyeyim o zaman
Biz senle kardeş değiliz, çünkü yaralarımız bir değil
Ben senle uzaklara bakmak istedim sen gözlerini içime diktin
Ben kesik ellere uzattım ellerimi, senin ellerin ellerimdeydi
Ben acılarını sahiplendim, sen bir acı olmayı tercih ettin
Ben senin ellerine fidan
Sen benim ellerime kurşun verdin..
Keskin kılıç önce sahibini keser derdin ya
bendim kılıçlara sahipsiz bir yetim olduğumuzu söyleyen...
Ben çocuğu olduğu zaman köle azad eden bir peygamberin sevincinden
Eşini kaybettiği için göçe katılmayan bir leyleğin acısıyla döndüm böğrüme
Bilir misin?
Sen geceleri kaça bölündüğümü mesela?
Ne işim var benim sizin aranızda?
Neden dağ(ılan)larla değilim sanki?
Neden zenginden alıp fakire vermem ki?
Neden yazar insan, kusmak yerine
Ah! kalbim bir savaş alanı: bilene…
4)
Keşke bir tutku bağışlasaydı bana zaman
Bir aşk kalsaydı elimde ve de zeytin…
Su biraz ve tuz…
Annemin saçları ve babamın sesi..
Dostlarım ve varoşlar…
Kürt mahalleleri ve…
5) ...Boş ver bak terk ettim işte
Yaraları kardeş olanlar müminidir bir dostluğun
Ben hangi aşkın kardeşiyim söyle
Ben hangi kuyuyum …
Bıraktım her şeyi
İyi ki varım ve soluyorum yaşamı
Gözlerim var bakarken gördüğüm
Ayaklarım var gittikçe gittiğim
Götürdüğü yere gidebildiğim kadar bir yüreğim
6)
Ben varım anlıyor musun yok edilen her şeyden geriye her şeyde!
Ben kendimin kardeşi ve ruhumun yoldaşı
KayıpKentli 25 haziran 2009/Kıztaşı-İst..03:45




Ey çocuk yüzün farkındalık kokuyor ve duruşun cennetten bir fidan vakarında.
